FECR-İ ÂTÎ EDEBİYATI (1909-1912) ”SANAT, ŞAHSİ VE MUHTEREMDİR.”

FECR-İ ÂTÎ EDEBİYATI (1909-1912)

”SANAT, ŞAHSİ VE MUHTEREMDİR.”

£  Servet-i Fünun’a tepki olarak 1909’da bir bildiri(manifesto, beyanname, sanat görüşleri) (bildiri yayımlayan ilk topluluk) yayımlayarak sanat dünyasına girdiler.

£  Onlar Servet-i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçladılar.

£  ”Sanat, şahsi ve muhteremdir” ilkesini benimsediler.

£  Dilleri süslü, sanatlı ve ağırdır ama yine de Servet-i Fünunculara göre sadedir.

£  Aşk, doğa konularını işlediler. Aşk genellikle hissi ve romantiktir.

£  Fransız edebiyatını örnek alıp sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uyguladılar.

£  Şiire herhangi bir yenilik getirmeyip Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidemediler.

£  Şiirde aruz ölçüsünü kullanıp ağır bir şiir dili kurmuşlardır.

£  Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.

£  Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.

£  Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de dağılmışlar, bu anlayışta bir eser veremeden dağılıp Millî edebiyat ve Cumhuriyet edebiyatına dahil oldular.

Fecr-i Ati Dönemi Sanatçıları

1. Ahmet Haşim

2. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)

3. Refik Halit (Karay)

4. Mehmet Fuat (Köprülü)

5. Ali Canip (Yöntem)

6. Şehabettin Süleyman

7. Celâl Sahir (Erozan)

8. Tahsin Nihat

9. Faik Ali (Ozansoy)

10. Emin Bülent (Serdaroğlu)

AHMET HAŞİM (1884-1933)

£  Fecr-i Âtî şiirinin en önemli sanatçısıdır.

£  “Sanat için sanat” ilkesiyle şiir yazdı.

£  Sembolizmin en önemli temsilcisidir.

£  İşlediği başlıca temalar tabiat ve aşktır.

£  Şiirlerinde hayalle birlikte musikiye önem vermiştir.

£  Lirizmi kuvvetli bir şairdir.

£  Aruzu kullanmış hece ölçüsüyle şiir yazmadı.

£  Hece veznini, köylü vezni olarak nitelendirir.

£  Şiir dili süslü ve sanatlı; düzyazı dili konuşma havasındadır.

£  En çok serbest müstezadı kullanmıştır.

£  Şiirde anlam aranmaz.

£  Şirin dili musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir.

£  Ona göre şiir anlaşılmak için yazılmaz; şiirde anlam aranmaz; şair bir hakikat habercisi, şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir. Şiir duyulmak için yazılır ve okunur; şair tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir.

£  Haşim’e göre şiirin kaynağı şuuraltıdır. Şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı şekillerle yansıtmaya çalışır. Dış dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır.

£  Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar şunlardır: akşam, gün batımı, şafak, gece, loş karanlıklar, ay ışığı, yıldızlar, göller, ormanlar…

£  Hayale önem verdi; toplumsal konulara hiç değinmedi.

£  Şairin şahsında var olan içe dönüklük, şiirlerinde gerçeklerden kaçış olarak ortaya çıkar.

Eserleri:

Şiir: Piyale, Göl Saatleri

Fıkra: Gurabahane-i Laklakan, Bize Göre,

Gezi: Frankfurt Seyahatnamesi.

Reklamlar

SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDİDE)(1896-1901)

 

 

”SANAT, SANAT İÇİNDİR.”

Bu Dönem Sanatçıları

Şiirde: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Ali Ekrem(Bolayır), Hüseyin Suat (Yalçın), Hüseyin Siret (Özsever), Faik Ali (Ozansoy), Süleyman Nazif, Süleyman Nesip, Ahmet Reşit (Rey) ve Celal Sahir (Erozan).

Nesirde: Halit Ziya (Uşaklıgil), Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Safveti Ziya ve Ahmet Şuayp.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Oluşumu:

Bu edebiyat topluluğu 1891’de Ahmet İhsan Tokgöz’ün çabasıyla yayınlanmaya başlayan Servet-i Fünun dergisinden ismini almıştır. Servet-i Fünun ‘’fenlerin zenginliği’’ manasındadır. Fen bilimleri yanında edebiyata da sütunlarını açan dergi, basında gerçek değerini ve ününü kendi adıyla anılan edebiyat hareketiyle kazanır.

Servet-i Fünûn kuşağı, Tanzimat’ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir edebi zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Rezaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır.

Tanzimat dönemi edebiyatçıları Doğu kültürü içinde yetişip Batı kültürünü sonradan tanırken Servet-i Fünûncular Batı kültürü içinde yetişmiştir.

1896’da Hasan Asaf adlı bir genç Malumat dergisinde Burhan-ı Kudret adında bir şiir yayımlar. Şairin muktebes sözcüğü ile abes sözcüğü arasında kafiye oluşturması tartışmalara yol açar. Çünkü muktebes Arapçadaki sin harfi ile abes ise peltek se ile bitmektedir. Eski şiirde bu şekilde bir kafiyelenişin görülmeyişi ve de genç yazarın eleştirilere Rezaizade Mahmut Ekrem’in ‘’Şiir göz için değil kulak içindir.’’ Sözünü temel göstermesi eski şiir geleneğini savunan Muallim Naci ile Recaizade  M. Ekrem’i karşı karşıya getirmiş. Eski-yeni tartışması artınca da yeni tarafları Mahmut Ekrem’in etrafında Servet-i Fünûn dergisinde bir araya gelmeye başlayacaklardır. Recaizade Mahmut Ekrem 1896’da Ali İhsan Tokgöz’ü dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmesi için ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir. Böylelikle yeni bir edebiyat topluluğu bir çatı altında hayat bulmaya başlar.

Eski-yeni tartışması

–  Servet-i Fünun Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki “eski-yeni” tartışması etkili olmuştur.

–  Divan edebiyatına “eski”,Batı edebiyatına “yeni” deniyordu.

– Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha “ılımlı” duruyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal olmasını savunuyordu.

-Yerli ve milli niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesindeydi.

-Türk edebiyatının kökten değil, kısmi bir şekilde modernleştirilmesine taraftardı.

–  Bazı genç sanatçılar da eskiyi savunduğu için Muallim Naci’ye karşı Recaizade’nin tarafında yer aldılar.

–  Recaizade de kendisini yeni edebiyatın üstadı olarak görüyordu.

–  Recaizade, Muallim Naci’nin şiirlerini, sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu.

–  Yeniyi savunanlar, Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikleriyle Servet-i Fünun dergisi etrafında birleştiler.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Özellikleri

–  Batı etkisindeki Türk edebiyatının kısa ama etkili dönemidir.

–  Recaizade Mahmut Ekrem’in çevresinde toplanan yenilikçi genç edebiyatçılar tarafından oluşturulmuştur.

–  Tanzimat edebiyatında da olduğu gibi Fransız edebiyatının etkisinde kalınmıştır.

–  II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hakimdir.

–  Gazeteden çok dergiciliğe önem verilmiştir.

–  Sanat için sanat anlayışı döneme egemendir.

–  Tanzimat’ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmıştır.

–  Divan edebiyatı gelenekleri tümden yıkılmaya çaılışılmıştır.

–  Hüseyin Cahit Yalçın’ın Servet-i Fünun’ da yayımlanan “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden dolayı, dergi kapatılmıştır.

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER(ŞİİR)

–   Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır.

–  Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır.

–  Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.

– Şiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilir. Şiir,düzyazıya yaklaştırılmıştır.

–  Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır.

–  Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.

–  Sone, balad ve terza-rima gibi Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır.

–  Serbest müstezat Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır.

–  Arapça ve Farsçadan daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.

–  Anlam bir mısrada değil diğer mısrada tamamlanmış şiirin bütünlüğüne önem verilmiştir.

–  Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışıyla hareket etmişlerdir.

–  Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir.

–  Mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.

–  Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır.

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

A)Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler(Roman,Hikâye)

–  Roman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu dönemde ulaşılmıştır.

–  Konu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, psikolojik tahlillere yer verilmiştir.

–  Roman ve hikayelerde bireysel konular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi çelişkiler…

–  Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekan olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır.

–   Kahramanlar eğitimli, aydın kişilerden seçilmiş, ait oldukları sınıfa göre konuşturulmuştur.

–  Roman ve hikayelerde Arapça ve Farsçanın ağırlıkta olduğu süslü, sözdiziminde değişikliklere gidilen uzun ve kesik cümlelerin kullanıldığı bir dil söz konusudur.

–  Roman ve hikayede realizm ve natüralizm akımlarından etkilenilmiştir.

–  Yazar kendi kişiliğini gizlemeye çalışmıştır.

–  Hemen bütün sanatçılarda hayal-hakikat çatışması vardır.

B) Göstermeye Bağlı Edebi Metinler(Tiyatro)

–  Tiyatro türünde dönemin baskısı nedeniyle hemen hemen hiçbir gelişme gösterilmemiştir. (Hüseyin Suat, dönemin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır)

–  Tiyatro ve gazetede gerileme görülmüştür.

 

Servet-i Fünun’da Edebi Tenkit

–  Bu dönemde Batı tarzında tenkitler kaleme alınmıştır.

–  Hüseyin Cahit Yalçın,Ahmet Şuayb,Cenap Şahabettin önemli tenkit yazarlarıdır.

– Edebiyatımızda eski-yeni tartışması,tenkit türünün gelişmesine katkı yapmıştır.

–  Divan edebiyatındaki “hiciv”,Halk edebiyatındaki “taşlama” ve Batı edebiyatındaki “izlenimci tenkit” ile paralellik gösterir.

Bazı edebi tenkitler ve yazarları:

  • Ahmet Şuayb –” Musahebe-i Edebiye”
  • Cenap Şahabettin-” Müntekid-i Hakiki”,” Biraz Psikoloji”
  • Tevfik Fikret- ” Münakaşatımızda Ne Eksik”
  • Halit Ziya-” Modern Roman Tekniği”
  • Mehmet Rauf-” Şu Tenkid Meselesine Dair”

Servet-i Fünuncuların Tenkit Türüne Getirdiği Yenilikler:

Tenkidi, Türk edebiyatında yeni bir tür haline getirdiler.

– Batı tenkitçilerini yakından izleyerek Batı’nın tenkit metotlarını tanıtmışlardır.

–  Edebiyata bakış tarzını değiştirmişlerdir.

–  Edebiyatı, sosyal fayda ilkesine göre değil,estetik bir varlık olarak ele almışlardır.

–  Batı tarzı bir şiir ve roman estetiği yaratarak kendilerinden sonrakileri etkilemişlerdir.

Servet-i Fünuncuların Tenkit Anlayışlarındaki Eksiklikler:

–  Avrupa’daki romantik tenkit anlayışının etkisinde kalarak eser ve yazar tenkidinde zayıf kalmışlardır.

–  Sanatçının hayatı, çevre koşulları gibi eserin dışındaki konularla ilgilenmişlerdir.

–  Yazarla ilgili kendi kişisel izlenimlerini söylemişler, objektif hükümler vermekte zorlanmışlardır.

–  Arapça ve Farsçayı, Türkçenin kaynakları arasında görmeleri ve yeni kelimeleri bu iki dilden seçmeleri nedeniyle üsluplarını anlaşılmaz kılmışlardır.

–  Tenkit anlayışlarında kendileri arasında bir birlik oluşturamamışlardır.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nda Gezi Yazıları

–  Servet-i Fünun, edebiyatta sansürün yaygın olduğu bir dönemdi.

–  Yazarların seyahat özgürlüğü de kısıtlanmıştı.

– Bundan dolayı gezi yazısı pek gelişememiştir.

–  Bu dönemde yazılan gezi yazılarında dönemin zihniyetinin de etkisi vardır.

–  Bu topluluk edebiyat alanında tamamen Batıyı örnek aldıkları için, Batıyı görmek, tanımak ve birikimlerini yansıtmak için eserler kaleme almışlardır.

Bu dönemde yazılan gezi yazıları:

  • Cenap Şahabettin-” Avrupa’da Ne Gördüm”,” Hac Yolunda”, ”Avrupa Mektupları”,”Afak-ı Irak”,” Suriye Mektupları”

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nda Anı(Hatıra)

–  Servet-i Fünun’a kadar “hatıra”,edebiyatımızda yazınsal bir değerde değildi.

–  “Hatıra” türü ile ilgili başarılı eserler bu dönemde verilmiştir.

–  Sade bir dil kullanılmıştır.(Şiire göre)

–  Halit Ziya Uşaklıgil,kendi dünyasına odaklanmış eserler vermiştir.

Bu dönemdeki hatıra yazıları:

H. Ziya Uşaklıgil-” Kırk Yıl”,” Saray ve Ötesi”,” Bir Acı Hikaye”

Ahmet İhsan Tokgöz-”Matbuat”

Mehmet Rauf-” Edebi Hatıralar”

Hüseyin Cahit Yalçın-” Siyasi Anılar”,”Edebiyat Anıları”

Servet-i Fünûn Şiirinde Kullanılan Nazım Şekilleri

–  Servet-i Fünun şairleri, Batı’dan yeni nazım biçimleri alarak, eskileri tümüyle bırakmışlardır.

–  Bir nazım biçimi, değişik sayıda dizesi olan bentlerden oluşabilir.

–  Yeni Türk şiirinde, nazım birimi beyit veya dörtlük değil, dizedir.

–  Şiirler,”Sanat, sanat içindir.” Anlayışını yansıtır.

Kullanılan Nazım Biçimleri:

  1. a.   Divan Edebiyatından Alıp Geliştirdikleri Şekiller  ( Serbest Müstezat)
  2. b.   Batı edebiyatından aldıkları şekiller

( Sone, triyole, terza-rima, balad)

  1. c.    Kendi Geliştirdikleri Şekiller

Serbest Müstezat

–  “Müstezat”ın sözlük anlamı “ziyadeleşmiş,artmış,çoğalmış”demektir.

–  Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazıldığından bu adı almıştır.

–  Eklenen bu kısa dizeye “ziyade” denir.

–  Fransız sembolistlerin özgürce yazdıkları şiir biçimlerinden etkilenerek oluşturulmuştur.

–  Aruzun çeşitli kalıplarıyla yazılır.

–  Düşünceler.dizeden dizeye atlayarak devam eder.

–  Nazım nesre yaklaşmış olur.

–  Bütün güzelliği ön plandadır.

–  Dizeler arasında noktalama işaretleri kullanılır.

–  Serbest müstezat,serbest nazıma geçişi sağlamıştır.

Sone

–  “Kısa şiir,türkü” anlamına gelen sonenin ilk çıkış yeri İtalya’dır.

–  Servet-i Fünuncular  bu nazım biçimini Fransız edebiyatından almışlardır.

–  İki dörtlük,iki üçlük olmak üzere dört bent ve taplam 14 dizeden oluşur.

–  İlk dörtlüğü konuya giriştir,üçlüklerde konu işlenir.Son dize ise duygu yönünden şiirin en güçlü dizesidir.

–  Batıdan olduğu gibi almamışlar,uyak düzeninde kendilerine gore değişiklikler yapmışlardır.

–  1.tip sone:abab-cdcd-eff-egg

–  2.tip sone:abba-cddc-eff-egg

–  3.tip sone:abab-cdcd-eef-ggf

Terza-rima

–  İtalyan edebiyatında ortaya çıkan bir türdür.

–  Fransız edebiyatından alınmıştır.

–  “Örüşük uayk” da denir

–  Üçlüklerle yazılır.Üçlük sayısı sınırlı değildir.

–  Tek bir dize ile bitirilir.

– Dante’nin “İlahi Komadyası” bu biçimle yazılmıştır.

–  Tevfik Fikret “Şehrayin” şiirini bu nazım biçimiyle yazmıştır.

–  Kafiye örgüsü: aba-bcb-cdc-ded-(…)-e

Triyola

–  On mısralı nazım şeklidir.

–  Önce iki mısra,sonra dörder mısralar gelir.

–  Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda,birinci kısmın ikinci mısrası,ikinci dörtlüğün sonunda tekrarlanır.

–  İki tür kafiye vardır.

–  Baştaki iki dize kendi arasında kafiyesizdir.

–  Konu bütünlüğü vardır.

ü  Son dizesi duygu yönünden şiirin en güçlü dizesidir.

ü  Kafiye örgüsü:AB-ccA-dddB

Balad

ü  Üç bent ve bir ağırlama dizesinden oluşur.

ü  Günümüzde halk şarkıları anlamındadır.

DÖNEMİN BAŞLICA SANATÇILARI

 

TEVFİK FİKRET (1867-1915)

ü  Önceleri ”sanat için sanat, sonraları ‘toplum’ için sanat” anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.

ü   Toplumsal ve siyasal ortamı, ”Han-ı Yağma”, ”95’e Doğru”,” Balıkçılar”, ”Haluk’un Bayramı”, ”Tarih-i Kadim”, ”Promete”, ”Sis” gibi şiirleriyle eleştirmiştir.

ü   Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.

ü   Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.

ü   Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir

ü  Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.

ü  Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikayeler yazmıştır.

ü   Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.

ü   “Yağmur şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçmiş ve kullanmıştır.

ü  Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.

ü  Şiire resmi sokmuştur.

ü  Hece ölçüsüyle,sadece çocuklar için kaleme aldığı “Şermin”I yazmıştır.

ü  Ülkenin geleceğini gençlikte görmüş,gençliğe ve çocuklara büyük sevgi duymuştur.

Eserleri:

Şiir: Rübab-ı Şikeste, Rübabın Cevabı, Haluk’un Defteri. Tarih-i Kadim, Şermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri)

 

CENAP ŞAHABETTİN (1870-1935)

ü  “Sanat için sanat” anlayışına uygun eserler vermiştir.

ü   Parnasizmin ilk örneklerini o vermiştir.

ü  Düzyazılarında esprili ve alaylı bir üslup kullanmıştır.

ü  Arapça ve Farsça sözcüklerle yüklü ağır bir dili vardır.

ü  Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.

ü  Elhan-ı Şita (Kış Nağmeleri) şiiri ile meşhurdur.

ü  Şiirlerinin konusunu daha çok ”doğa”dan almıştır.

ü  Öldükten sonra şiirleri ”Evrak-ı Leyal” başlığı altında bir araya getirilmiştir.

Eserleri:

Şiir: Elhan-ı Şita

Düzyazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh(makaleler, düzyazılar)

Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları

Özdeyiş: Tiryakı Sözler

Tiyatro: Yalan, Körebe, Küçük Beyler

Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945)

ü  Türk edebiyatında Avrupa tarzında eser veren ilk büyük romancıdır.

ü  Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.

ü  Fransız realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir.

ü  Eserlerinde geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir.

ü  Hikayelerinde Maupassant (olay) tarzı hakimdir.

ü  Romanlarında İstanbul’daki eğitim ve zengin kesimi konu almış, hikayelerinde halkın arasına girmeye çalışmıştır.

ü   Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini yine kendisi sadeleştirmiştir)

ü  Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Serveti Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır.

ü   Aşk-ı Memnu’da bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.

ü  Türk edebiyatında “mensur şiir”in ilk örneklerini o vermiştir.

Eserleri:

ü  Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah. Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar

Hikaye: Bır Şi’r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesı, İzmir Hikayeleri. (Ali’nin Arabası adlı hikayesinde Anadolu’ya yönelir.)

Oyun: Kabus, Füruzan, Fare

Anıları: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikaye

Deneme: Sanata Dair

Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler

 

MEHMET RAUF (1875-1931)

ü  İlk psikolojik romanımız olan Eylül’ün yazarıdır. İç konuşmalara ilk kez o yer vermiştir.

ü  Roman, hikaye ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.

ü  Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir.

ü  Ruh tahlillerinde başarılıdır.

ü  Halit Ziya’nın etkisinde kalmış, ancak ondan daha sade ve daha zayıf eserler vermiştir.

Eserleri:

Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbı,Son Yıldız,Define,Kan Damlası,Karanfil ve Yasemin,Böğürtlen

Hikaye: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi. Üç Hikaye Aşıkane, İntizar, Kadın İsterse

Mensur Şiir: Siyah İnciler(Önemli)

 

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1874-1957)

ü  Hikaye ve romanlarında gözleme yer verir.

ü  Roman ve hikayeci olarak ün kazanmış sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir.

ü  Dili sade, anlatımı süsten uzaktır.

ü  Eski edebiyata karşı batı edebiyatını savunmaktadır.

ü  Hikaye, roman, eleştiri, fıkra, anı yazarı ve gazetecidir.

ü  ”Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden ötürü Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.

Eserleri:

Hikaye : Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış?

Roman: Nadide, Hayal İçinde

Anı: Edebi Hatıralar, Malta Adasında,

Eleştiri: Kavgalarım

 

Süleyman Nazif(1870-1927)

ü  Namık Kemal’in etkisinde kalmıştır.

ü  İlk dönem şiirlerinde bireysel konulardan başka toplumsal konuları da işlemiştir.

ü  Eserlerinde süslü bir dil kullanmıştır.

ü  Hem nazım hem nesir alanında eserler vermiştir.

Eserleri:

Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Batarya ile Ateş, Malta Geceleri

Düzyazı: Çal Çoban Çal,Tarihin Yılan Hikayesi,İki Dost

 

Hüseyin Siret Özsever(1872-1959)

ü  Sürgüne gönderilmiştir.Bu dönemde Jön Türkler arasında yer almıştır.

ü  Önceleri Tevfik Fikret’in etkisinde kalarak ağır bir dil kullandıysa da sonraları daha anlaşılır bir dil kullanmıştır.

ü  Bazı şiirlerinde “Ömer Senih” mahlasını kullanmıştır.

Eserleri:

Şiir:Leyali Girizan,Bağbozumu,Kıvılcımlı Kül,Kargalar

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ DİĞER SANATÇILARI

Şiirde:

       Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır, Faik Ali Ozansoy, Süleyman Nesip, Celal Sahir Erozan, Ahmet Reşit…

Nesirde:

      Saffeti Ziya, Ahmet Şuayp…

 

 

Servet-i Fünûn Şiirinin Etkilendiği Edebi Akımlar

Servet-i Fünûn döneminde şairler “parnasizm” ve “sembolizm” akımlarının etkisinde kalmışlardır.

 

Parnasizm

£  Şiirdeki realizm olarak adlandırılır.

£  19.yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da doğmuştur.

£  Duygu yerine dış dünyaya önem verilmiştir.

£  Yunan ve Latin kültürü yeniden örnek alınmış, uzak ülkelerin egzotik güzelliği eserlerde anlatılmıştır.

£  Sanat sanat içindir anlayışı hakimdir.

£  Şair eserlerde kişiliğini gizlemiştir.

£  Biçim mükemmelliğine ve kafiyeye önem verilmiştir.

£  Şiiri;ışık,gölge,renk ve çizgilerle sağlamayı düşünmüşlerdir.

£  Şiirlerinde “sone” nazım biçimini kullanmışlardır.

£  Temsilcileri:Gautier,Bonville,Heradia,Coppe,Lisle,Prudhomme

£  Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin,Tevfik Fikret,Yahya Kemal Beyatlı

 

Sembolizm (Simgecilik)

 

£  19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da doğmuştur.

£  Parnasizme tepki olarak doğmuştur.

£  Gerçekler olduğu gibi değil, sembollerle anlatılır.

£  Şiirde ahenge önem vermişler ve müziği şiirin amacı haline getirmişlerdir.

£  Anlam kapalılığı olmalı, her okuyan şiirden farklı şeyler anlamalıdır.

£  Şiirde anlam aranmaz, çünkü şiir anlamak için değil duyulmak içindir.

£  Sembolistlerin; gerçeklerden kaçma,  yalnızlık, karamsarlık, hayal dünyasında yaşama en belirgin özelliğidir.

£  Anlam kapalı olduğu için söz sanatlarıyla dolu ağır bir dil kullanmışlardır.

£  Genellikle serbest nazım biçimleri kullanılmıştır.

£  Temsilcileri: Malarme,Verlaine,Rimbaud,Baudelaire,Allen Poe,Paul Valery,Puşkin

£  Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dıranas,Ahmet Hamdi Tanpınar,Cahit Sıtkı Tarancı

Mensur Şiir

£  Duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile,ölçü ve uyağa bağlı kalmadan anlatan edebi türdür.

£  Bu türe “artistik nesir” de denir.

£  Türk edebiyatında mensur şiire “mensure” adı verilmiştir.

£  Bu şiir türü, 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkmıştır.

£  Türk edebiyatına Tanzimat’tan sonra Fransız edebiyatından yapılan şiir çevirileriyle girmiştir.

£  Bu türün Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk temsilcisi “Halit Ziya Uşaklıgil”dir.

£  Halit Ziya, bu türde iki eser vermiştir: ”Mensur Şiirler”, ”Mezardan Sesler”.

£  Mehmet Rauf, “Siyah İnciler” adlı eseriyle bu türdeki en başarılı eseri vermiştir.

£  Mensur şiir yazan diğer sanatçılar: Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozon, Saffet Nezihi

Mensur Şiir-Şiir karşılaştırması

£  Şiirin temel birimi dizedir.

£  Mensur şiirin temek birimi cümledir.

£  Şiirler ölçülü olarak yazılabilir.

£  Mensur şiirler ölçülü olarak yazılmaz.

£  Şiirin değişik biçimleri vardır.(beyit, dörtlük, bend)

£  Mensur şiirlerin ise yoktur.

£  Şiirde kafiye vardır.

£  Mensur şiirde kafiye kullanılmaz.

 

Mensur şiir-düzyazı karşılaştırması

£  Her ikisi de cümlelerden oluşur.

£  Mensur şiirler, nesir cümleleriyle yazılırlar.

£  Düz yazılarda düşünce esastır.

£  Mensur şiirde duygu ön plandadır.

£  Mensur şiirde, şiirdeki vezin, kafiye gibi şekle ait önceden belirlenmiş sınırlayıcı öğeler bulunmaz.

 

DÖNEMİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI

MEHMET AKİF ERSOY (1873-1936)

£  İstiklal Marşı şairidir.

£  Dini şiirleri ve manzum hikayeleri ile tanınmıştır.

£  Gerçek realizmi Türk şiirine getirmiştir.

£  Aruzu Türkçe’ye büyük bir ustalıkla uygulamıştır.(Tevfik Fikret ile beraber)

£  Nazmı nesre yaklaştırmıştır.

£  Dini lirizm, şiirlerinin en belirgin özelliğidir.

£  Eserlerinde gözleme büyük önem vermiştir.

£  Konularını günlük olaylardan almıştır.

£  “Toplum için sanat” anlayışına bağlı şiirler yazmıştır.

£  Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır. Yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu taşıdığı şiirler şunlardır: Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi…

£  Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.

Eserleri:

Şiir:Tüm şiirlerini “SAFAHAT” adlı kitapta toplamıştır.

Safahat (1. Safahat, 2. Hakk’ın Sesleri, 3. Süleymaniye Kürsüsünde, 4. Fatih Kürsüsünde, 5. Hatıralar, 6. Asım 7. Gölgeler.)

 

 

 

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944)

£  Naturalizm akımının etkisindedir.

£  Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüştür.(Popüler Halk edebiyatı)

£  Dili sadedir.

£  Kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur.

£  Eserlerinde taklitlere yer verir.

£  İstanbul’un iç mahallelerindeki hayat tarzını hikaye ve romanlarında karikatürize etmiştir.

£  Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.

£  Gözleme ve çevre tasvirine büyük önem verir.

£  Romanlarında sosyal tenkite yer verir.

£  Teknik yönden kusurlu romanlar yazmıştır.

£  Romanlarında gereksiz bilgiler verir.

£  Romanın akışını keserek araya girer.(Ahmet Mithat Efendi ile aynı özelliktedir.)

Eserleri:

Roman:Şık,Şıp Sevdi,Mürebbiye,Metres,Tesadüf,Ben Deli Miyim?,Nimetşinas,Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç,İffet,Billur Kalp,Gulyabani,Cadı,Kesik Baş

Hikaye: Kadınlar Vaizi, Tünelden İlk Çıkış,Katil Buse

 

AHMET RASİM (1864-1932)

£  Şiir, öykü, tarih ve bilim konularında eserler vermiştir.

£  Renkli, canlı bir anlatımı vardır.

£  Eserlerinde İstanbul’u özellikle de Beyoğlu’nu anlatmıştır.

£  Canlı ve kısa cümleler kurar.

£  Yazılarını dönemindeki bütün yayın organlarına göndermiştir.

£  Romanları teknik ve dil bakımından iyi değildir.

£  Dili yapmacıklı ve ağırdır.

Eserleri:

Fıkra: Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman, Ciddi Mizah, Gülüp Ağladıklarım

Anı: Falaka, Gecelerim, Muharrir Şair Edip, Fuhş-i Atik

Hikaye: Güzel Eleni, Meyl-i Dil, Hamamcı Ülfet, İki Günahkar

Tarih: Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI İLE TANZİMAT EDEBİYATININ KARŞILAŞTIRILMASI

  1. Fransız edebiyatını örnek alarak edebiyatımızı yenileştirmek, Divan edebiyatına benzemeyen bir edebiyat oluşturmak, hem Tanzimat edebiyatçılarının hem Servet-i Fünuncuların ortak amacıdır.
  2. Tanzimatın birinci döneminde savunulan ”toplum için sanat” anlayışı, ikinci dönemde yerini ”sanat için sanat” anlayışına bırakmış bu anlayış Servet-i Fünun döneminde de sürdürülmüştür.
  3. Tanzimatın birinci döneminde savunulan dilde sadeleşme düşüncesi, ikinci dönemde önemsenmemiş; dil yeniden ağırlaşmış. Servet-i Fünun döneminde ise Divan edebiyatında bile olmayan Arapça ve Farsça sözcüklere, tamlamalara yer verilmiştir.
  4. Tanzimatın birinci döneminde Şinasi ve Ahmet Vefik etkileri, diğer sanatçılarda ”romantizm” etkileri görülür, ikinci dönem sanatçılarında ise romantizm ile birlikte realizm etkileri de başlar. Servet-i Fünun’da ise realizm, parnasizm ve sembolizm etkileri görülür.
  5. Tanzimatın özellikle birinci döneminde önem verilen gazete ve tiyatro Servet-i Fünun’da önemsizleşir; yerini gazetenin dergi alır.
  6. Tanzimat dönemindeki romanlarda görülen teknik yetersizlikler ve romantizmden gelen özellikler Servet-i Fünun döneminde artık görülmez. Güçlü bir tekniğe ulaşılır ve realist ilkeler uygulanır.
  7. Tanzimat dönemi şiirlerinde kullanılan Divan şiiri nazım biçimleri ve beyit nazım birimi Servet-i Fünun şiirinde kullanılmamıştır. Yeni nazım biçimleri denenmiştir.
  8. Tanzimatın birinci dönemindeki gibi toplumsal konular yerine birey merkezli konular işlenmiştir.
  9. Her iki dönemde de aruz ölçüsü önemini korumuştur.

Tanzimat Edebiyatı

 

Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatı

Batı’nın Rönesans ile edindiği düşünsel birikim Aydınlanma dönemini doğurmuştur. Aydınlanma döneminin Bacon, Voltaire, Monresquieu ve Kant gibi düşünürleri peşin hükümlerin, dogmaların ve batıl inançların, kilisenin dar görüşlerinin yerine aklın aydınlığında düşünmeyi, gerçekleri deneyle kavramayı yani rasyonalizmi ve pozitivizmi savunmuşlardır.

“Aklın”, “bilimselliğin”, “gerçeğe verilen önemin” öne çıkarılması pozitif bilimlere verilen önem 18. yüzyılın ortalarından itibaren Sanayi Devrimi’ni doğurur.

Orta Çağ’ın skolâstik mantığına karşı gelişen hümanizmin, aklı ve bireyi temel alan bir söylemi vardır.

1789 Fransız Devrimi, Osmanlıyı parçalayacak süreci başlatır.

Yenileşme, Osmanlı devletindeki gerilemenin sonucu olarak doğmuştur.

16. yüzyılın sonlarına dek birçok yönden Avrupa’dan üstün bir yönetime ve kurumlaşmaya sahip olan Osmanlı Devleti, Batı’daki gelişimleri dikkatle takip etmiştir. Ancak 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti askeri, ilmi ve ekonomik alanlarda bozulan kurumlarına dinamizm getirecek yenilik hamleleri yapamamıştır.

Değişen dünyanın Osmanlı’ya ilk büyük darbesi Viyana bozgunu (1683) olur. Viyana bozgunu, kendini yenilemeyen bir devletin, imparatorluk bile olsa, sadece asker sayısındaki üstünlükle savaşları kazanamayacağını ortaya koymuştur. 1699′ da Karlofça Antlaşması’nı imzalamaya mecbur kalan Osmanlı imparatorluğu bu antlaşmayla ilk defa toprak kaybetmiştir. Bu antlaşmadan sonra olumsuzluklar artmıştır. Genellikle pamuklu dokuma imalatı üzerine kurulu Osmanlı sanayi Avrupa’nın özellikle de İngiltere’nin tahakkümüne teslim edilmiştir. Yeniçeri ordusu donanımsız ve disiplinsiz bir duruma düşmüştür.

Osmanlı Devleti 1699 Karlofça ve 1718 Pasorafça Antlaşmalarıyla Batı’ya kaptırdıkları üstünlüklerine yeniden kavuşmak için Batı’nın fikri birikiminden ve teknolojideki gelişimlerinden yararlanma çalışmalarına başlamıştır. Bu amaçla yapılan ilk girişim Damat İbrahim Paşa döneminde Avrupa’ya elçiler (Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi) gönderilmesi olmuştur. Avrupa kültürüyle karşılaşmanın ilk sonuçları gemi yapımıyla ilgili yöntemlerin alınması, matbaanın kurulması gibi teknik; saray dekorasyonu, bahçe düzenlemesi gibi sosyal alanlardaki (Lale Devri) yenilikler olur.

Pozitif bilimlerle ilgili okullar açılmaya başlanır. 1773′te Mekteb-i Riyaziye, 1776′da Hendesehane (Baron de Tott tarafından açılmıştır), 1783′te Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun, 182Tde Mekteb-i Tıbbiye açılır.

Yenileşme hareketi ilk olarak askeri sistemde kendini göstermiştir.

II. Mahmut, Yeniçerileri tamamen ortadan kaldırarak 1826′da Avrupai usullere göre düzenlenmiş Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla bir ordu kurar.

Tercümeler yapılmaya başlanır. Tercüme Odası kurulur. Tanzimat aydınlarının Batı’ya açılmasında Tercüme Odası’nın hazırlayıcı rolü vardır.

Türk edebiyatının yeniden yapılanması bakımından 1859′da yapılan iki çeviri önemlidir: Münif Paşa‘nın çevirdiği Muheverat-ı Hikemiyye (Volter, Fenelon ve Fontenel’den seçilmiş felsefi diyaloglar) ve Yusuf Kamil Paşa‘nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak. Bu çevirileri Sefiller (“Mağdurin” adıyla) Robinson Cruzoe, Monte Cristo, Emil, Tartüffe gibi yapıtların çevirileri izler.

II. Mahmut döneminde yenileşmenin önemli bir aracı olacak ilk gazete de çıkar: Takvim-i Vekayi (1831)

Osmanlı Devleti’nde Batı’ya yöneliş Abdülmecit döneminde, Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu, 1839) ile resmiyet kazanmıştır. Tanzimat, “düzenlemeler” anlamına gelen bir sözcüktür. Bu fermanın ilanıyla birlikte Tanzimat Dönemi de başlamış olur.

Tanzimat Fermanı din, dil, ırk gözetmeksizin bütün halkın can, mal ve namusunun korunacağını, askerlik ve vergi kanunlarının yeniden düzenleneceğini ortaya koyan eşitlikçi bir söylem taşıyordu. Hâkim millet anlayışı yerine kanuni eşitlik getirilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti, Batı anayasalarında yer alan temel hak ve özgürlükleri kabul ettiğini duyurmuştur. Tanzimat Fermanı, kökten bir değişme değildir, devlet yönetiminde bazı düzenlemelerden ibarettir. Tanzimat Fermanı’yla padişahın hak ve yetkileri sınırlandırılmıştır. Tanzimat Fermanının ardından ceza ve ticaretle ilgili yeni yasalar hazırlanmıştır. Bankalar kurulmuştur. Ülke vilayetlere, sancaklara, kazalara ve köylere bölünmüştür. Askerlik süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Telgraf idaresi, posta istasyonları kurulmuştur.

 

Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nın Oluşumu

      HAZIRLIK DÖNEMİ

Yaklaşık olarak 19. yüzyıl başlarından 1860’a kadar süren, çevirilerle belirginleşen bu dönemde, Tanzimat’ı olgunlaştıran ilk verilere rastlanılır. Bu veriler, yeni dönem sanatına dil ve düşüncede taban hazırlar.

Sözlük, düzyazı alanında Mütercim Âsım; gezi, ma­ka­lede Sadık Rıfat Paşa; Mustafa Asım Efendi; çeviride Münif Efendi, Yusuf Kâmil Paşa; şiirde Âkif Paşa, Ethem Pertev Paşa hazırlık dönemini belirleyen önemli sanatçı­lardır.

Yeni edebiyatın başlamasını simgeleyen bu sanatçı­ları, herhangi bir düzeneğe yerleştirmek olanaksızdır. Di­van, Halk, Batı edebiyatlarından izler taşımalarına karşın bir dizgeye (sistem) oturtulamazlar. Sanata yeni görüş; eski yeni mazmun ve serbest buluşlarla katılırlar.

Kısacası bu dönemde: Dilin kitlesel işlevi kavranıyor, halk edebiyatına bir eğilim başlıyor. Çevirilerde gelece­ğin serbest şiir düzenini koşullayan yenilikler görülüyor. Konu bütünlüğüne gidiliyor, en azından ilk örnekler veri­liyor.

Ethem Pertev Paşa, Şinasi, J.J. Rousseau, Victor Hugo, La Martine gibi Fransız şairlerinden ilk şiir çeviri­lerini yapıyor; Yusuf Kâmil Paşa, ilk roman çevirisi Tele­mak’ı (Fenelon) veriyor, ilk gazeteler Takvim–i Vakayi (1831) ve Ceride–i Havadis (1840) bu süreçte basılıyor. Böylece Tanzimat’ı yeni bir düşünce ve sanat anlayışıyla oluşturacak ilk ürünler tek tek görülmeye başlanıyor.

Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla başlayan “Batılılaşma Dönemi Türk Edebiyatı’nın hazırlık dönemi” Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasına (1860) kadar sürer.

 

Tanzimat Dönemi Edebiyatında İlk Gazeteler

 

Türk edebiyatında gazete, Batı’yla ilişkilerin güçlendiği Tanzimat dönemiyle birlikte başlamıştır. Tanzimatçılar, halkı aydınlatmak ve onlara yol göstermek amacıyla gazete çıkarmışlardır. Gazetelerin yayımlanmaya başlaması makale, roman, hikâye, tiyatro gibi türlerin edebiyatımıza girmesinin önünü açmıştır.

1.Takvim-i Vakâyı (1831)  ilk resmi gazete, II. Mahmut Dönemi
2. Ceride-i Havadis  (1840)  ilk yarı resmi gazete William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılmıştır.
3. Tercüman-ı Ahval Gazetesi (1860)  ilk özel Türkçe gazete, Şinasi ve Agâh Efendi tarafından çıkarılmıştır.
4. Tasvir-i Efkâr (1862)  Şinasi tarafından çıkarılmış, sonra Namık Kemal devralmıştır.
5. Ayine-i Vatan  (1866)  Mehmet Arif Bey’in gazetesi, ilk resimli gazetedir.

6. Muhbir  (1866)  Ali Suavi tarafından çıkarılmıştır.
9. İbret  (1870)  Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.

11. Tercüman-ı Hakikat  (1878)  II. Abdülhamit Dönemi’nin en önemli gazetesidir. Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.
13. İkdam  (1894)  Ahmet Cevdet tarafından çıkarılmıştır.

Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nın Genel Özellikleri

Tanzimat dönemi edebiyatının genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat edebiyatının hazırlık dönemi, Tanzimat Ferma­nı’nın ilanıyla başlar Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayım­lanmasına kadar sürer.

•Tanzimat edebiyatı 1860′ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasıyla başlar, 1896′ya kadar sürer.

•Batı’dan alınan roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, makale gibi türler ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmaya baş­lanmıştır.

•I. Topluluk sanatçıları Fransız Devrimi’nin etkisiyle tüm dünyaya yayılan vatan, millet, adalet, eşitlik, hürriyet gibi kavramları işlemişlerdir.

•I. Topluluk sanatçıları “toplum için sanat”; II. topluluk sa­natçıları “sanat için sanat” anlayışıyla hareket etmişlerdir.

•I. Dönem sanatçıları sanatın amacını toplumu eğitmek olarak gördükleri için yalın bir dili savunmuşlar; ama bunda başarılı olamamışlardır; II. dönem sanatçılarında dilde sadeleşme amacı yoktur.

•Tanzimat edebiyatında klasisizmden etkilenmeler olmuşsa da romantizmin ağırlığı görülür; Tanzimat II. dönemde realizmden de etkilenilmiştir.

•Tanzimat edebiyatında gazete aracılığıyla edebi, sosyal ve politik alanlarda yeni düşünceler sunulmuş; makale tiyatro gibi edebi türlerin ilk örnekleri gazetelerde verilmiştir.

•Tanzimat edebiyatı sanatçıları çok yönlü sanatçılardır. Hem yazar hem şair hem devlet adamı hem de gazetecilerdir.

Tanzimat edebiyatını, sanatçıların sanata yaklaşımlarını dikkate alarak, birinci ve ikinci dönem olmak üzere iki bölümde inceleyebiliriz.

 

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri:

  1. Bu dönem sanatçılarına göre edebiyat halk eğiti­minde bir araçtır.
  2. Roman, öykü, makale, fıkra, eleştiri, tiyatro, ga­zete gibi türler ilk kez edebiyatımıza girmiştir.
  3. Edebiyatta hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kav­ramlar ilk kez yer almıştır.
  4. “Toplum için sanat” anlayışı benimsenmiştir.
  5. Sade bir dille yazmak amaçlanmış; fakat tam ba­şarı gösterilememiştir.
  6. Ortaya konulan eserler, taklit olduğu için teknik yönden zayıftır.
  7. Divan şiirinin nazım biçimleri aynen kullanılmış, fakat şiirin içeriği (özü) değişmiştir.
  8. Genelde aruz ölçüsü kullanılmış, ancak hece öl­çüsü de denenmiştir.
  9. Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa Klasisizmden; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şemsettin Sami ise Romantizmden etkilenmişlerdir.
  10. Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

 

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

İkinci dönem Tanzimat edebiyatı 1876’dan Ser­veti Fünun edebiyatının kuruluşuna (1895) kadar sü­rer. Sanata bakış açıları, eserlerinin özellikleri bakı­mından ikinci dönem Tanzimat sanatçıları, ilk dönem sanatçılarından farklı özellikler gösterir.

  1. 1.    Dönem sanatçıları, II. Abdülhamit’in siyasal bas­kıları yüzünden topluma dönük sanat yapama­mışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimsemiş­lerdir.
  2. 2.    Birinci dönemdeki sade dil anlayışı terk edilmiş, eserlerde kullanılan dil ağırlaşmış, sanatlı söyle­yişe önem verilmiştir.
  3. Gazetecilik eski işlevini yitirmiş, siyasal ve top­lumsal sorunlardan söz etmek yerine basit gün­lük olaylar aktarılmıştır.

4.Tiyatro eserleri oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır.

5.Şiirde felsefi düşünceler, ölüm, karamsarlık, aşk, özlem, kurumuş çiçekler gibi tema ve konular iş¬lenmiştir.

6.”Güzel olan her şey”in şiire konu olabileceği ka-bul edilmiş; şiirin konusu genişletilmiştir. Şiirde bireysel duygulanmalar ağırlık kazanmıştır.

7.Divan şiiri nazım biçimleri terk edilmeye başlan-mış, Batılı biçimlerin ilk örnekleri verilmiştir.

8.Şiirde aruz ölçüsünün kullanımı sürdürülmüş, Abdülhak Hamit Tarhan bazı tiyatrolarında hece ölçüsünü denemiştir.

9.Bu dönemin şiiri, Servetifünun şiirine örnek ol-muştur.

10.Bu dönemde roman ve öykü tekniği daha da ge¬lişmiş, Batı ölçülerine uygun eserler verilmeye başlanmıştır.

11.Abdülhak Hamit Tarhan, Romantizmden; Sami-Paşazâde Sezai, Recaizade Ekrem, Realizmden; Nabızade Nazım ise Naturalizmden etkilenmiştir.

12.Muallim Naci, bu dönemde yaşayıp Divan edebiyatını savunan en önemli sanatçıdır.

 

Tanzimat Döneminde Öğretici Metinler

Tanzimat döneminde öğretici metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde toplumsal konular işlenmiştir.

•Rönesans ve aydınlanma döneminin etkisiyle birlikte Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde eşitlik, hürriyet, bilim, hukuk gibi kavramlar öne çıkar.

•Genellikle makale türünde eserler verilir. Bir öğretici metin olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi ilk makaledir.

•Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmakla birlikte süssüz, gösterişsiz, secisiz bir dil kullanılmıştır.

•Tanzimat dönemi edebiyatı öğretici metinlerinde Doğu Batı çatışması temada, dilde, ifade biçimlerinde kendini gösterir.

•Tanzimat döneminde halkı eğitmek ve bilgilendirmek amacıyla daha çok gazeteden yararlanılmıştır, öğretici metinler de daha çok gazetelerde yayımlanmıştır.

•Türk dili tarihi alanında çalışmalar yapılmış, sözlük çalışma­ları ilk defa bilimsel bir metodla düzenlenmiştir.

 

 

 

 

Tanzimat Döneminde Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler)

Tanzimat döneminde coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat şiirinde biçimsel olarak eskiye bağlı kalınmış, içerikte yenilik yapılmıştır. Başka bir deyişle divan edebiyatı nazım şekilleri kullanılmaya devam edilmiş, özellikle kasidede bazı değişiklikler yapılmıştır.

•Batı edebiyatının etkisiyle biçimsel yenilikler yapan II. topluluk sanatçıları şiir açısından I. topluluğa göre daha yenilikçidirler.

•Divan edebiyatının “göz için kafiye” anlayışına devam edilmiştir. Dönemin sonunda Recaizade Mahmut Ekrem “kulak için kafiye” anlayışını savunmuştur.

•Eski biçimlerle yeni konular işlenmiştir. Eskiyi ve yeniyi bir arada bulundurması bakımından şiirlerde bir “ikilik” söz konusudur.

•Kaside, terkib-i bent, müseddes gibi divan edebiyatı na­zım şekilleri kullanılmıştır. Bu nazım şekillerini kullanmakla birlikte, şiirlerin içerikleri değişmiştir.

•Hürriyet, eşitlik, adalet, hukuk gibi yeni temaları işlenmiştir.

•Divan ve halk şiiri geleneklerinin kalıplaşmış imgeleri (mazmunlar) kullanılmamıştır.

•Şiirler Batı düşüncesiyle ve klasisizm ile romantizm akım­larıyla ilişkilidir.

•Şiirlerin başlığı içeriğe göre (“Hürriyet Kasidesi” gibi) belirlenmiştir.

•Divan şiirindeki “parça güzelliği” yerine “konu birliği” ve “bütün güzelliği” anlayışı benimsenmiştir.

•Halka yönelik şiirler yazılmıştır, divan şairleri gibi, seçkin bir kesime seslenilmemiştir.

•Ağırlıklı olarak aruz kullanılmakla birlikte heceyle de şiirler yazılmıştır.

•Divan şiirinin ağır ve sanatlı dili eleştirilmiş, sade bir dil savunulmuş; ama bu, gerçekleştirilememiştir.

 

Tanzimat Döneminde Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler

1-Tanzimat Döneminde Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler

Tanzimat döneminde anlatmaya bağlı edebi metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat’tan önce Türk edebiyatında olay çevresinde oluşan (anlatmaya ve göstermeye bağlı) edebi türler şunlardır: Halk hikâyeleri, destanlar, mesneviler, masallar ve geleneksel halk tiyatroları.

•Tanzimat’la birlikte olaya bağlı edebi metinlere şunlar da eklenmiştir: roman, hikâye ve tiyatro.

•Tanzimat döneminde roman, hikâye ve gazetelerde bölüm­ler halinde yayımlanarak (tefrika edilerek) okura ulaştırıl­mıştır.

•Fransız edebiyatından çevirilerle başlayan roman türündeki gelişmeler, telif (yazarın kendi yaratımı) romanların yazılmasıyla sürmüştür.

•Tanzimat edebiyatı romanlarında Doğu-Batı çatışması ile bundan doğan yıkımlar ve tarihteki başarılar öne çıkan konulardır.

•Tanzimat edebiyatı romanları teknik olarak zayıftır, yazarlar romanın akışına müdahale eder, romanı genellikle bir öğütle bitirirler.

•Roman ve hikâyelerde toplumu eğitme amacı öne çıkar; iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür, iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

•Roman türünün ilk örnekleri (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, İntibah, Felatun Bey ile Rakım Efendi) romantizm akımının özelliklerini taşır, ikinci dönemle birlikte realist romanlar (Sergüzeşt, Araba Sevdası) yazılmıştır.

•Roman ve hikâyelerde divan edebiyatına göre sade bir dil kullanılmıştır.

•Romanlar toplumu eğitmek için bir araç olarak görüldü­ğünden teknik bakımdan kusurludur.

•Romanlarda (Felatun Bey’le Rakım Efendi, İntibah, Ser­güzeşt vb.) ilahi bakış açısı kullanılmıştır.

2-Tanzimat Döneminde Göstermeye Bağlı Edebi Metinler (Tiyatro)

Tanzimat döneminde göstermeye bağlı edebi metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat’tan önce Türk edebiyatında geleneksel halk tiyatrosu ürünleri vardı. Karagöz, meddah, orta oyunu ve köy seyirlik oyunlarının oluşturduğu geleneksel tiyatro doğaçlamaya dayanıyordu ve genel olarak belirli bir sahnesi, dekoru yoktu. Tanzimat’la birlikte, Şair Evlenmesi’nin yayımlanmasıyla başlayan modern tiyatro ise belli bir metne dayalıdır ve bir sahnesi, dekoru ve komedi, trajedi, dram gibi türleri vardır.

•I. Toplulukta tiyatro toplumu eğitmede bir araç olarak görülmüştür, II. toplulukta okunmak için, bireysel konuların işlendiği tiyatrolar yazılmıştır.

•Birinci dönemde genellikle görücü usulüyle evliliğin yanlışlığı (Şair Evlenmesi), çokevliliğin yanlışlığı (Eyvah), vatan sevgisi, kahramanlık (Vatan yahut Silistre), aşk dramı (Zavallı Çocuk, Akif Bey) ve tarihsel konular (Celalettin Harzemşah) işlenmiştir. İkinci dönemde ise genellikle aşk dramları (Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç), töreler (Çok Bilen Çok Yanılır), tarihsel konular (Tezer, Tarık, İbn-i Musa) işlenmiştir.

•İlk dönem ürünleri mensur olarak yazılırken Tanzimat’ın ikinci topluluğunda yer alan Abdülhak Hamit Tarhan’ın tiyatroları manzum olarak da yazılmıştır.

•Birinci dönem yazarlarının (Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi) eserlerinde günlük konuşma dilinden yararlanılmış, sade bir dil vardır. İkinci dönem yazarlarının (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan) tiyatro dili genel olarak sanatlı ve ağırdır.

•Tanzimat birinci dönemi edebiyatında Şinasi, Ahmet Mithat gibi yazarlar dilin sadeliği ve diyalogların doğallığıyla tiyatro eserlerini sahneleme tekniğine uygun yazmışlardır. Bununla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan, tiyatrolarını okunmak için yazdığı için sahne tekniği bakımından zayıf tiyatrolar ortaya koymuştur, yine ikinci dönem yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’in tiyatroları da sahne tekniğine uygun değildir.

•Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarla­malarla tiyatroya büyük katkılarda bulunmuştur.

•Tanzimat tiyatrosunda, önce klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) ve romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan) akımlarının etkisi görülür.

 

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Sanatçıları

Şinasi Ziya Paşa Namık Kemal topluluğu olarak anılır. Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Ahmet Vefik Paşa, Direktör Ali Bey, Ali Suavi, I. topluluğun diğer önemli sanatçılarıdır.

 

İBRAHİM ŞİNASİ (1826 – 1871)

•I. topluluğun öncüsüdür.

•Dilde sadeleşme hareketine öncülük etmiştir.

•Edebiyatımızda noktalama işaretini ilk kez kullanmıştır.

•Kasidelerinde içerik ve şekil bakımından yenilikler görülür.

•Eserlerinde parça güzelliği yerine bütün güzelliğine önem vermiştir.

•La Fontaine’in fabllarını manzum olarak çevirmiştir.

•Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseriyle atasözlerini bilimsel bir anlayışla derlemiştir.

•İlk tiyatro eserimiz olan Şair Evlenmesi’ni (1860) yazmıştır. Şair Evlenmesi, görücü usulü ile evliliğin yanlışlığını konu edinir.

•İlk özel gazete Tercüman-ı Ahval’i (1860) Agâh Efendi’yle birlikte çıkarmıştır.

•İlk makale olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi’ni (1860) yazmıştır.

•Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmıştır (1862).

•Batı’dan yaptığı şiir çevirilerini Tercüme-i Manzume’de toplamıştır.•Klasisizmden etkilenmiştir.

•Eserleri

•Tiyatro: Şair Evlenmesi

•Şiir: Müntehabat-ı Eş’ar

•Derleme: Durub-ı Emsal-i Osmaniye

•Sözlük: Kamus-ı Osmanî (tamamlayamamıştır)

•Çeviri: Tercüme-i Manzume

 

ZİYA PAŞA (1829 – 1880)

•Şiirleri divan edebiyatı tarzındadır.

•Şiir ve İnşa adlı makalesinde halk edebiyatını; “Harabat” adlı antoloji ile divan edebiyatını övmüş, bu yüzden Namık Kemal tarafından eleştirilmiştir.

•Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır. Genellikle aruzu kullanmıştır.

•Bağdatlı Ruhi’ye nazire olarak yazdığı Terkib-i Bent’i önemlidir.

•Şiirleriyle toplumdaki olumsuzlukları eleştirmiş ve felsefi konuları ele almıştır.

•Dönemin idarecilerine (Özellikle Ali Paşa’ya) yönelik hicivler yazmıştır (Zafername).

•Çeviriler yapmıştır.

•Toplumsal şiirlerinde hak, hürriyet, adalet, medeniyet, ahlak gibi kavramları işlemiştir.

•Namık Kemal’le birlikte yurt dışında çıkarılan ilk gazete olan “Hürriyet”i yayımlamıştır.

•Romantizm akımından etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Şiir: Eş’ar-ı Ziya

•Antoloji: Harabat (Antoloji, III cilt)

•Tercümeleri: Rüya’nın Encamı, Endülüs Tarihi, Engizisyon Tarihi, Emil, Tartüffe…

•Hiciv: Zafername (Nazım-nesir karışık)

•Makale: Şiir ve İnşa

•Mektup: Veraset Mektupları

•Anı: Defter-i Amal

 

NAMIK KEMAL (1840 – 1888)

•“Vatan şairi”dir.

•Şiir, eleştiri, biyografi, roman, tarih, makale gibi farklı tür­lerde eserler vermiştir.

•“Toplum için sanat” anlayışındadır.

•Eserlerinde vatan, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi konuları işlemiştir.

•Edebiyatçı kimliği kadar fikir adamı kimliği de önemlidir.

•Dilin sadeleşmesi taraftarıdır.

•Şiirlerini, heyecanlı bir söylevci edasıyla yazmıştır.

•Hece ile şiirler de yazmıştır; ama genellikle aruzu kullan­mıştır.

•Şiirlerinde hem konu hem de biçim bakımından yenilikler görülür.

•Ziya Paşa’nın eski edebiyatı övdüğü “Harabat” adlı anto­lojisini eleştirmek amacıyla yazdığı “Tahrib-i Harabat”la ilk eleştiri kitabı örneğini vermiştir.

•Namık Kemal, tiyatrolarında aşk dramları, vatanseverlik, fedakârlık, ahlak gibi konuları işlemiştir.

•“Vatan Makalesi” adlı önemli bir yazısı vardır.

•Tasvir-i Efkâr gazetesini Şinasi’den devralmıştır.

•Ziya Paşa ile birlikte Londra’da Hürriyet gazetesini çıkarmıştır.

•Mektupları vardır. Magosa’da yazdığı mektuplar Batılı anlamda anı türünün ilk örneği sayılmaktadır.

•Romantizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Romanları: İntibah, Cezmi

•Tiyatroları: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Kara Bela, Akif Bey, Celalettin Harzemşah

•Eleştirileri: Tahrib-i Harabat, Takib-i Harabat (iki eser de Ziya Paşanın Harabat’ına karşı yazılmıştır.), İrfan Paşa’ya Mektup, Renan Müdafaanamesi

•Tarih: Devr-i İstila, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi

•Biyografi: Evrak-ı Perişan (Fatih, Yavuz Sultan ve Selahat­tin Eyyubi’yi anlatır.)

•Anı: Magosa Mektupları

 

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844 – 1912)

•Eserlerini “halk için roman anlayışıyla” yazmıştır.

•Döneminin en çok eser veren yazarıdır.

•“Yazı makinesi” olarak nitelenen yazar, roman, hikâye ve tiyatro gibi birçok türde eser vermiştir.

•Romanlarında halkı bilgilendirmek için akışı keserek ansik­lopedik bilgiler vermiştir.

•Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkarmıştır.

•Teknik ve üslup bakımından zayıf eserler vermiştir.

•Dili sade ve anlaşılırdır.

•Hayatını kalemiyle kazanan ilk yazarımızdır.

•Servet-i Fünun aleyhine “Dekadanlar” adlı bir yazı yazmış­tır. Bu yazıyla Servet-i Fünuncu gençleri anlaşılmaz şiirler yazmakla eleştirmiştir.

•Felatun Beyle Rakım Efendi romanında yanlış batılılaşmayı eleştirmiştir. Bu romandaki Felatun Bey “Doğu”yu, Rakım Efendi “Batı”yı temsil eder.

•Romantizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Hikâye: Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayat (25 cilt)

•Romanları: Yeniçeriler, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Beyle Rakım Efendi, Süleyman Musli, Henüz On Yedi Yaşında, Esrar-ı Cinayat, Durdane Hanım, Dünyaya İkinci Geliş, Jön Türk, Paris’te Bir Türk…

•Tiyatro: Eyvah, Çerkez Özdenler, Çengi

•Gezi: Avrupa’da Bir Cevelan

•Biyografi: Beşir Fuat

 

AHMET VEFİK PAŞA (1823 – 1891)

•Devlet adamı ve yazardır.

•Moliere’den yaptığı çeviri ve adaptasyonlarla tanınmıştır.

•Milliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk temsilcilerindendir.

•Tiyatro tarihimizde özel bir yeri vardır, Türk tiyatrosunun kurucusu sayılmaktadır.

•Lehçe-i Osmanî adlı, Anadolu Türkçesine ait ilk sözlüğü hazırlamıştır.

•Klasisizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Moliere’den Tiyatro Çeviri ve Uyarlamaları: İnfal-i Aşk, Zor Nikah, Zoraki Tabip, Tabib-i Aşk, Meraki, Azarya, Yor­gaki Dandini, Savruk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi

•Sözlük: Lehçe-i Osmanî

•Tarih: Şecere-i Türk Çevirisi (Ebulgazi Bahadır Han’ın bu önemli eserini Türkiye Türkçesi’ne çevirmiştir.)

 

ŞEMSETTİN SAMİ (1850 – 1904)

•İlk yerli roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı yazmıştır.

•Diğer önemli eserleri Kamus-ı Türkî, Kamus-ı Alam ve Orhun Kitabeleri Çevirisi’dir.

 

DİREKTÖR ALİ BEY (1844 – 1899)

•Tiyatro alanındaki çalışmalarıyla ve özellikle Ayyar Hamza adlı uyarlamasıyla tanınır.

•Diğer önemli eserleri: Kokona Yatıyor (tiyatro), Seyahat Jurnali (Batılı anlamda ilk günlüktür.)

ALİ SUAVİ (1839 – 1878)

•Muhbir gazetesindeki yazılarında sade bir dil kullanarak Tanzimat dönemindeki dilde Türkçülük hareketine öncülük etmiştir.

•Milliyetçilik düşüncesinin kökleşmesine çalışmıştır.

•“Hive Hanlığı” adlı eserinde milliyetçi yönü öne çıkar.

•“Kamusü’l-UIum ve’l-Maarif” (Bilim ve Kültür Sözlüğü) adlı bir ansiklopedisi de vardır.

 

 

İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Sanatçıları

İkinci dönem Tanzimat Edebiyatı sanatçılarının genel özellikleri şunlardır:

•Hamit, Ekrem, Sezai  topluluğu olarak anılır.

•Nabizade Nazım ve Muallim Naci topluluğun diğer önemli isimleridir.

•Birinci topluluktan farklı yönleri şunlardır:

•“Sanat için sanat” anlayışını savunmuşlardır.

•Batı’ya daha yakın ve daha yenilikçilerdir.

•Kişisel konulara çokça yer vermişlerdir.

•Bu dönemde romantizmden realizme geçilmiştir.

 

ABDÜLHAK HAMİT (TARHAN) (1852 – 1937)

•Şair-i Azam olarak tanınmıştır.

•Tanzimat I. dönemiyle başlayan yenileşme hareketindeki asıl başarıyı şiirleriyle sağlamıştır.

•Ölümü ve metafizik konuları ele alan felsefi şiirler yazmıştır.

•Aşk, doğa, vatan sevgisi de işlediği konulardandır.

•Sanat için sanat, anlayışındadır.

•Aruzun yanında heceyi de kullanmıştır.

•Şiirlerinde tezata yer vermiştir.

•Şiirlerinde şaşırtmacadan da yararlanmıştır.

•İlk pastoral şiirimiz olan Sahra’yı yazmıştır.

•Süslü ve sanatlı bir dili vardır; dil kurallarını fazla zorlamıştır.

•Romantizmin etkisindedir.

•Tiyatro eserleri sahne tekniğine uygun değildir, okunmak için yazılmıştır.

•Hece veya aruzu kullanarak manzum olarak kaleme aldığı tiyatroları vardır. Bazıları mensur olarak kaleme alınmıştır.

•Tiyatrolarında tarihsel ve hayali konuları işlemiştir.

•Eserleri:

•Şiir: Sahra, Divaneliklerim yahut Belde, Makber, Ölü, Bunlar Odur, Hacle, Baladan Bir Ses…

•Tiyatro: Macera-yı Aşk, Sabr-ü Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Nesteren, Eşber, Tezer, Finten, İbn-i Musa, İlhan, Turhan yahut Endülüs’ün Fethi…

 

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ (1860 – 1936)

•Tanzimat edebiyatının realist yazarlarındandır.

•İngiliz ve Fransız Edebiyatını iyi tanıyan bir yazardır.

•Esir kız Dilber’in maceralarını anlattığı “Sergüzeşt” (1889) romanıyla tanınır; bu romanda kölelik düzenini eleştirmiştir.

•Sergüzeşt (macera anlamına gelmektedir), romantizmden realizme geçiş özellikleri taşır.

•Toplumsal sorunları işlemiştir.

•Dönemine göre sade bir dil kullanmıştır.

•Gerçekçi yazarlardandır.

Eserleri:

•Roman: Sergüzeşt

•Hikâye: Küçük Şeyler (Batılı anlamda ilk öyküler.)

•Gezi-sohbet: Rumuzü’l-Edep

•Tiyatro: Şir

 

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847 – 1914)

•“Üstat” olarak bilinir.

•II. Topluluğun önder nitelikli üyesidir.

•Şiir, hikâye, roman, tiyatro, eleştiri türlerinde eserler ver­miştir.

•“Her güzel şey şiirin konusu olabilir.” görüşüyle Türk şi­irinin konusunu genişletmiştir.

•“Sanat sanat içindir.” anlayışına bağlıdır.

•İlk realist roman olan Araba Sevdası’nda “Bihruz Bey” karakterinden hareketle yanlış Batılılaşmayı eleştirmiştir.

•Muallim Naci’yle eski-yeni edebiyat tartışmalarına girmiş; yeni edebiyatı ve “kulak için kafiye” anlayışını savunmuştur.

•Tartışmalar sırasında etrafında toplanan gençler üzerinde etkili olan yazar, Servet-i Fünun’un hazırlayıcısı olmuştur.

•Şiirlerinde romantiktir.

•Romanlarında realizmin etkisindedir.

•Talim-i Edebiyat adlı edebiyat bilgilerini içeren bir ders kitabı yazmıştır.

 

 

 

 

•Eserleri:

•Şiir: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Pejmürde, Nijad Ekrem (Ölen oğlu için yazmıştır). Zemzeme (III Cilt)

•Tiyatro: Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Çok Bilen Çok Yanılır, Atala

•Roman: Araba Sevdası (ilk realist romandır.)

•Hikâye: Şemsa, Muhsin Bey

•Eleştiri: Takdir-i Elhan (Muallim Naci ile kavgaları, kafiye konusu)

 

MUALLİM NACİ (1850 – 1893)

•Tanzimat edebiyatında divan edebiyatı alışkanlıklarını savunan ve sürdüren bir yazardır.

•“Kafiye, göz içindir.” anlayışını savunmuş ve Recaizade Mahmut Ekrem’le tar­tışmıştır.

•Sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır.

•Eserleri:

•Şiir: Ateşpare, Füruzan, Şerare

•Eleştiri: Muallim, Demdeme

•Anı: Ömer’in Çocukluğu

•Sözlük: Istılahat-ı Edebiye, Lügat-i Naci

 

NABİZADE NAZIM (1862 – 1893)

•Realist, natüralist özellikler taşıyan bir yazardır.

•İlk köy romanı olan Karabibik’i (1890) yazmıştır.

•Zehra adlı realist-natüralist romanı edebiyatımızda ilk psikolojik roman denemesi ve ilk tezli romandır.

TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ


A) İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

* M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır.
* Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür.
* Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde (“kopuz” adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
* Ölçü, ulusal ölçümüz olan “hece” ölçüsüdür.
* Nazım birimi “dörtlük”tür.
* Dönemine göre arı(sade) bir dili vardır.
* Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
* Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
* Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşuk
* “Sığır” denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. * Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir.
* Bu tür daha sonra Halk edebiyatında “Koşma” adıyla anılmıştır.
Sagu
* Yuğ” adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.
* Divan edebiyatında “mersiye”;halk edebiyatında “ağıt” ismini almıştır.
Sav
* Dönemin özlü sözleridir.
* Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.
Destan

Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.
     B) İSLAMİ DEVİR TÜRK EDEBİYATI
1) TÜRK HALK EDEBİYATI

* İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.
* Halk içinde yetişmiş ozanların icra ettiği bir edebiyattır.
* Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
* Dili sadedir.
* Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
* Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.
* Kendi arasında :
a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı
b) Anonim Halk Edebiyatı
c) Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı olmak üzere 3’e ayrılır.
   a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı :
* İslamiyet’ten önce başlamıştır.
* Bu edebiyatı genellikle “aşık”adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.
* Hece ölçüsü kullanılmıştır.
* Dili sadedir.
* Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
* Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
* Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
* Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Koşma
• Aşk, ayrılık, gurbet,sevgi,doğa,yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şaklidir.
• 11’li hece ölçüsüyle yazılır.
• 3 ile 6 dörtlükten oluşur.
• Dili sadedir.
• Kafiye düzeni “abab,cccb,dddb…”şeklindedir.
• Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
• Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama”adlı türleri vardır.
Güzelleme:İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.( Karacaoğlan)
Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir. (Dadaloğlu ve Köroğlu)
Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.
Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir. (Seyrani)
Not: Güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama birer nazım türüdür.
Varsağı
• Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.
• Kafiye düzeni koşma gibidir.
• 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
• “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.
• En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
• Konu olarak hayattan ve talihten şikayet gibi konular işlenir.
Semai
• Koşma ile aynı konular işlenir.
• Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
• 4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
• 3–5 dörtlükten oluşur.
• Koşmadan ezgisi,dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır.
Destan

• 6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
• Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
• Kendine özgü bir söylenişi vardır.
• Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
• Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır.
• Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.
b) Anonim Halk Edebiyatı:

* Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
* Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
* Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
* Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
* En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
* Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
* Sözlü geleneğe dayanır.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Türkü

• Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.
• Genellikle anonimdir,yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur.
• Aşk,tabiat,ayrılık,hasret,gurbet,sevgi,güzellik gibi konular işlenir
• Türküler 8’li(4+4) veya 11’li(4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir..
• Türküler iki bölümden oluşur.
1-Bent:Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.
2-Kavuştak:Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat ya da bağlama adı da verilir.
Mani
• Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.
• Bir dörtlükten oluşur.
• Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
• İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.
• Konu sınırlaması yoktur.
• Düz mani,kesik mani,yedekli mani v ecinaslı mani gibi türleri vardır.
Ninni
* Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir.
* 7’li,8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.
* Genellikle dörtlüklerden oluşur.
c) Dinî Tasavvufî Halk Edebiyatı (Tekke Edebiyatı) :

* Hece ölçüsü ağırlıklıdır,az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
* Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.
* Tasavvuf terimlerinin dışında dil,halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir.
* Saz eşliğinde söylenenler de vardır.
* Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi,insan sevgisi,ölüm,Allah’a varış yolları,tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.
* Coşkuludur,genellikle didaktik şiirlerden oluşur.
* Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türler de vardır.
Kullanılan Nazım Türleri:
İlahi

* Tekke edebiyatının ana nazım türüdür.
* 8’li hece ölçüsüyle söylenir, 7 ve 11’li de olabilir.
* Fanilik,Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi temel konusudur.
* Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.

 

Nefes
* 8’li hece ölçüsüyle söylenir.
*İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.
Deme ( Deyiş )* 8’li hece ölçüsüyle söylenir
* Saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
Nutuk
Tekke Edebiyatı’nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
Devriye

Evrendeki canlı can¬sız her şey Allah’tan gelmiştir, yine Allah’a döne¬cektir. Bu felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebi¬yatında devriye denilmiştir.
Şathiye

*Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir.
*İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. * Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır.
* Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır.
* Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.
Not:Yukarıdaki türler koşma nazım biçimiyle yazıldığı için birer nazım biçimi değil birer nazım türüdür.
2) DİVAN EDEBİYATI ( KLASİK EDEBİYAT)*
Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir.
* İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.13. yy dan itibaren şair ve yazarlar Fars- Arap etkisine girmeye başlamıştır.
* Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
* Ölçü olarak “aruz ölçüsü”, nazım birimi genellikle beyittir.
* Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
* Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
* Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir.
* 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
* Belli kalıpları olan bir edebiyattır.Duygu ve düşünceler mazmun denilen kavramlarla anlatılır.
* Soyut bir edebiyattır ve toplumsal konulara değinmemiştir.
Kullanılan Nazım Biçimleri:
Divan edebiyatı nazım şekilleri
Dörtlük halindekiler Bent Halinde Beyit halindekiler
Rubai Terci-i bent Gazel
Şarkı Terkib-i bent Kaside
Tuyuğ Mesnevi
Murabba Müstezat
Gazel
* Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım biçimidir.
* Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
* Gazelin ilk beytine “matla”son beytine “makta” denir.
* Makta beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır.
* En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.
* Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir.
* Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna yek-âvâz gazel denir.
* Kafiye şeması: “aa,ba, ca da…” şeklindedir.
* En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.
* Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
* Türk edebiyatında Fuzûli,Bâki, Nedim en tanınmış gazel şairleridir.
Kaside
* Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.
* En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
* Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
* İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit,en güzel beytine beyt”ül kasid adı verilir.
*Kaside: Nesip- girizgâh- methiye- tegazzül- fahriye- dua bölümlerinden oluşur.
Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.
Girizgah: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.
Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür.
Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.
Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir.
Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.
Konularına Göre Kasideler
Tevhid:Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.
Münacat:Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir.
Methiye:Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir.
Naat:Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.
Hicviye:Birini eleştirmek için yazılanlara denir.
Mersiye:Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.
Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza adlı eseri bu türün en meşhur örneğidir.
Mesnevi
* Beyit sayısı sınırsızdır.
*Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk,tarihi olaylar,dinî olaylar gibi konular işlenir.
* Mesneviler o dönemde roman ve hikaye türünün yerini tutuyordu.
* Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
* Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
* Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.
* Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz denir.
* Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:
Kutadgu Bilig (İlk mesnevi – Öğüt)
Fuzuli- Leyla ile Mecnun (Aşk)
Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk (Aşk)
Şeyhi-Harname (Eleştiri)
Ahmedi-İskendername (Tarih)
Nabi- Hayrabat (Öğüt)
Süleyman Çelebi- Vesiletü’n-Necat (Mevlid) (Dini)
Mevlana- Mesnevi (Öğüt)
Müstezat

* Gazelin özel bir biçimine denir.
* Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır.
* Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanır-lar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.
Rubai

* Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.Tek dörtlükten oluşur.
* Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
* Hayatın anlamı ve hayat felsefesi,dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir.
* İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
* Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.
Tuyuğ

* Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
* Yak düzeni rubai gibidir.Tek dörtlükten oluşur.
* Felsefi konular işlenmektedir.
* Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.
Şarkı
* Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir.
* Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.
* Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir.
* Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.
* Aşk ,sevgi,günlük hayat gibi konular işlenir.
* Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.
* Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.
Murabba
* Dört dizelik kıtalardan oluşur.
* Bent sayısı 3-7 arasında değişir.
* Her konuda yazılır.
Terkib-i Bent* Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir.
* Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur.
* Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.
* Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.
* Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.
* Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.
* Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.
Terci-i Bent* Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır.
* Konu olarak daha çok Allah’ın kudreti,kainatın sırları ve kainatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.
* Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa’dır.

C ) BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
1 .Tanzimat Edebiyatı
2. Servet-iFünun Edebiyatı
3. Fecr-i Ati Edebiyatı
4. Milli Edebiyat
5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
Kullanılan Nazım Biçimleri:

Sone
* İlkin İtalyan edebiyatında görülen, Türk şiirinde az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimidir.
* Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede.
* Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i Fünun şairleri kullanmıştır.
Terza-Rima
* Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi.
* Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc ded… e
* Dante’nin “İlahi Komedya”sının bu biçimle yazılmış olması, terza – rima’nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.
* Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde bir tek şiirde (Tevfik Fikret’in Şehrâyîn) denenmiş (1899); İkinci Meşrutiyet’ten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır.
Serbest Müstezat* 19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünun’cuların geliştirdikleri bir nazım biçimidir.
* Divan şiirindeki müstezattan farklı özellikleri vardır. * Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örneklili-ğinden kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte bir aşama olmuştur.
Mensur Şiir* 19. yüzyılın yarısında Fransa’da doğmuştur. * Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk örnekleridir.
* Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”i, Yakup Kadri’nin “Okun Ucunda, Erenlerin Bağından” adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir.
* Ölçü ve uyağa başvurulmaz.
* Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılma-sıdır.
* Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fununcular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.
Serbest Nazım (Şiir)* Ölçüsüz ve uyaksız yazılan, belli kurallara bağlı olmayan şiirlerdir.
* Türk edebiyatında serbest nazım, cumhuriyetten sonra gelişmiştir.
* Serbest nazmın ilk örneklerini Nazım Hikmet vermiştir.