ŞİİRDE AHENK

Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.

Şiirde ahengi sağlayan unsurlar; ölçü, kafiye-redif, aliterasyon, asonans, vurgu, tonlama ve ses akışıdır.

I-Vezin ( Ölçü )
Şiirde mısraların hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre uyum içerisinde olmasıdır.Türk edebiyatında başlangıcından günümüze hece ölçüsü, aruz ölçüsü ve serbest ölçü kullanılmıştır.

A)Hece Ölçüsü:Dizelerdeki hece sayısının birbirine eşitliği esasına dayanan ölçüye hece ölçüsü denir.Türklerin şiirde kullandıkları millî ölçüleridir.

Hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirde bütün dizelerde aynı sayıda hece bulunur.Heceler tek tek sayılarak o şiirin hecenin hangi kalınbıyla yazıldığı tespit edilir.Hece ölçüsünde 1’li heceden başlayarak 16 ve 20 heceliye kadar şiirler yazılmışsa da en çok kullanılanı 7,8,11 ve 14’lü kalıplardır.

Bir dizeyi oluşturan kelimelerin hece sayısına kalıp denir.Şiirin hece ölçüsü o şirinm aynı zamanda kalıbıdır.

Hece ölçüsünde kelimelerin gruplanışından doğan ayrım yerlerine durak denir.Duraklarda kelimeler ortalarından bölünemez. İyi bir durakta kelime mutlaka bitmiştir.

Not: Bir şiirde, bütün dizelerin durakları aynı olabileceği gibi, belli dizelerde farklı duraklar da kullanılabilir. Bir şiirin her dizesinde farklı duraklar kullanılmışsa, o şiir duraksız kabul edilir.

Yedili kalıp:

Giderim-/yolum yaya 3+4=7’li hece ölçüsü
Cemâlin-/benzer aya
Eridim-/hayal oldum
Günleri-/saya saya

Sekizli kalıp:

Gel dilberim-/kan eyleme 4+4=8’li hece ölçüsü
Seni kandan-/ sakınırım
Doğan aydan / esen yelden
Seni gülden / sakınırım (Âşık Ömer)

Hece ölçüsünün on birli kalıbı:

İptida Bağdad’a / sefer olanda 6+5=11’li hece ölçüsü
Atladı hendeği / geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar / kaptı sancağı
İletti, bedene / dikti Genç Osman ( Kayıkçı Kul Mustafa )

Hece ölçüsünün on dörtlü kalıbı:

Başka sanat bilmeyiz / karşımızda dururken 7+7=14’lü hece ölçüsü.
Söylenmemiş bir masal / gibi Anadolu’muz
Arkadaş, biz bu yolda/ türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun / ayrılıyor yolumuz ( Faruk Nafiz Çamlıbel)

Duraksız şiir: (Hece ölçüsünün on birli kalıbı):

Bir düşünsen, yarıyı geçti ömrüm 11
Gençlik böyledir işte, gelir gider; 11
Ve kırılır sonra kolun kanadın; 11
Koşarsın pencereden pencereye 11 (Cahit Sıtkı Tarancı)

B)ARUZ ÖLÇÜSÜ: Hecelerin uzunluğu ve kısalığı esasına dayanan ölçüye aruz ölçüsü adı verilir.Aruz ölçüsü Arap edebiyatında doğmuş, İran edebiyatına geçmiş, ordan da bizim edebiyatımıza girmiştir. Başta Divan edebiyatında olmak üzere Halk edebiyatının son dönemlerinde, Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde de kullanılmıştır. Aruzla yazılan ilk Türk eseri Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig’dir.Aruz ölçüsünde üç çeşit hece vardır:

1)Kısa(açık) heceler:Bu tip heceler nokta (.) işareti ile gösterilir.

a)Bir tek kısa ünlüden ibaret heceler (a,e,ı,i)

b)Sonu kısa ünlüyle biten heceler   (bu, ba)

2)Uzun (kapalı) heceler: Bu tip heceler çizgi (-) işareti ile gösterilir.

a)Arapça ve Farsça’dan gelen â, î, û gibi uzun sesli heceler.

b)Ünsüzü sonda bulunan iki harfli heceler (ak, el)

c)Uzun ünlüyle biten heceler (kâ, bâ)

d)Sonunda iki ünsüz bulunan heceler (alt, üst)

e)Ünsüzle başlayıp iki ünsüzle biten heceler (dört, kart)

3)Med’li heceler:Bu tip heceler çizgi ve nokta (-.) işareti ile gösterilir.

a)Bir uzun ünlü  ve ünsüzden meydana gelen heceler yerine göre bir buçuk sayılır.(âf, âb)

b)Bir ünsüz, bir uzun ünlü ve ünsüzden meydana gelen heceler yerine göre bir buçuk hece sayılır.(bâd,tîr)

Not:Sonu ‘’n’’ ile bitenler tek hece sayılır: (cân, dûn)

c)Arapça ve Farsçadan gelen ‘’mest, çesm, dest’’gibi kelimeler bir buçuk hece kabul edilir.

d) Arapça ve Farsçadan gelen ‘’aşk,ahd,emr’’ gibi heceler bir buçuk sayılır.

Not:Mısra sonlarına gelen açık heceler her zaman kapalı olarak kabul edilir.Bir buçuk heceler ise tek hece sayılır.

Aruz Kusurları

İmale:Kısa heceleri ölçüye uydurabilmek amacıyla uzun okumaktır.Dolayısıyla nokta ile gösterilmesi gereken hece çizgi ile gösterilir.İmale yapıldığını göstermek için o hecenin üzerine de çizgi çekilir.

Görelim âyine-i devrân ne sûret gösterir. (fâ i lâ tün/ fâ i lâ tün/ fâ i lâ tün/  fâ i lün)

Zihaf:Uzun heceleri ölçüye uydurabilmek amacıyla kısa kısa okumaktır.

Merhabâ ey âsî ümmet melcei  (fâ i lâ tün/ fâ i lâ tün/  fâ i lün)

Ulama:Ünsüzle biten bir kelimeden sonra ünlüyle başlayan bir kelime gelirse birinci kelimenin sonundaki ünsüzle ikinci kelimenin başındaki ünlünün ölçü gereği birleştirilmesine denir.Ulama sonucu uzun heceler kısa okunur.Birleştirme çizgisiyle gösterilir(  )

Artık demir almak günü gelmişse zamandan  (Mef û lü, me fâ î lü, me fâ î lü, fe û lün)

Med:Ölçü gereği bir buçuk hece olarak okunma özelliğine sahip bir hecenin bir buçuk hece olarak okunmasına denir.

Tutsaydım o rûh gitmeseydi.  (mef û lü, me fâ î lün, fe û lün)

Aruzla İlgili Bazı Terimler:

Cüz(tef’ile): Aruz kalıplarının en küçük birimine denir.Cüzlerin birleşmesinden aruz kalıpları meydana gelir.

Takti:Kalıpları cüzlerine ayırma işlemine denir.

Not:Fe i lâ tün cüzüyle başlayan kalıpların ilk cüzü fâ i lâ tün olabilir.Fe i lün cüzüyle biten kalıpların sonu fa’ lün olabilir.

II-KAFİYE (UYAK) VE ÇEŞİTLERİ

Mısra sonlarındaki anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye denir.

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözü,
Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş mü? (
Mehmet Akif ERSOY)

KAFİYE ÇEŞİTLERİ

1) Yarım Kafiye

Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

Örnek-1

Ben çektiğim kimler çeker
Gözlerim kanlı yaş döker
Bulanık bulanık akar
Dağlarım seliyim şimdi (Kul Mustafa)

Örnek-2

İstedim kendimi bu göle atam
Elimi uzatıp yavruyu tutam

Örnek-3

Üstümüzden gelen boran kış gibi
Şahin pençesinde yavru kuş gibi
Seher sabahında rüya düş gibi
Çağıta bağırta aldı dert beni

2) Tam Kafiye

İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

Örnek-1

Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum,
Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum
(Y. Kemal Beyatlı)

Örnek-2

Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı. (Yahya Kemal Beyatlı)

Örnek-3

On atlıya karar verdim yını
Yenice sevdaya salmış bını
El yanında yakar gider kını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.

3) Zengin Kafiye

Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

Örnek-1

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her soluk (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Örnek-2

Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere. (Orhan Seyfi Orhon)

Örnek-3

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi (Yunus Emre)

4) Cinaslı Kafiye

Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.

Örnek-1

Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya

Örnek-2

Bilmem ki yaz mı gelmiş
Niçin açmış gül erken
Aklımı kayıp ettim
Nazlı yarim gülerken

5)Tunç kafiye: Bir dizenin sonundaki sözcüğün,diğer dizenin sonundaki sözcüğün içinde tam olarak yer almasıyla oluşan uyak çeşididir.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

****

Arkadaş!Yurduma alçakları uğratma,sakın

Siper et gövdeni,dursun bu hayasızca akın.

Var gez kayalıkta, dağda, kırda.
Düş bir çukura, geber, kakırda

Kafiye düzenleri:(Kafiye şeması-kafiye örgüsü)

a)Düz kafiye:Bir dörtlükte birinci dize ile ikinci dizenin kendi arasında, üçüncü dize ile de dördüncü dizenin kendi arasında kafiyeli olmasına düz kafiye denir. Şiir beyitlerden oluşuyorsa her beytin kendi arasında kafiyeli olmasına “düz kafiye” denir.Düz kafiye ‘’ aaaa, aabb, aaab’’ şeklinde olabilir.

Bursa’da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda sakırdayan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar…
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.   (Tanpınar)

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı hâlini, olanca şevk-i balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helâlini…
                                                    (Tevfik Fikret)

Gül büyütenlere mahsus hevesle (a)
Renk renk dertlerimi gözümde besle (a)
Yalnız, annem gibi o ılık sesle (a)
İçimde dövünüp ağlama gurbet. (b)

b) Çapraz Kafiye:

Bir dörtlükte birinci dize ile üçüncü dizenin, ikinci dize ile de dördüncü dizenin kendi arasında kafiyeli olmasına ‘’çapraz uyak (kafiye)” denir. Çapraz uyak, “abab” şeklinde gösterilir.

Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün a
Gelin, gelin, onu açın geceler b
Beni yâd edermiş gibi bütün gün a
Ötün kulağımda çın çın geceler b
                                   (Necip Fazıl)

c) Sarma Kafiye:

Bir dörtlükteki birinci dize ile dördüncü dizenin kendi arasında, ikinci dize ile de üçüncü dizenin kendi arasında kafiyeli olmasına “sarma kafiye” denir. Sarma kafiye “abba” şeklinde gösterilir.

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi a
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan, b
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan, b
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi. A

d)Örüşük kafiye: Üç mısralık bendlerde görülür.İlk üçlükte birinci ve üçüncü mısralar kafiyelidir.Birinci üçlüğün ikinci mısraı ikinci üçlüğün birinci ve üçüncü mısralarıyla kafiyelidir.Aynı kafiyeleniş sonraki üçlüklerde devam eder.En sondaki tek mısra kendinden üçlüğün ikinci mısraıyla kafiyelidir.

YANILGI

Bahtıma hicran yeli deli esiyor deli.
Kader, bildim bileli sevda dağı körduman;
Dorukları çileli, aşılmıyor sarp beli!

Başlangıcı hileli aşkından medet uman,
Ben kendim dilemedim ecelimi sen çağır!
Feryadımda asuman sensin buna göz yuman!

Bir ömür silemedim nasıl yanmasın bağır?
Kaşlar hilâl boy elif men aşka durdun kader.
İnmeden bilemedim, sence hangisi ağır?

Ecelin eli hafif… Sen başka vurdun Kader!

İrfan Yılmaz

REDİF: Mısra sonlarında  anlamları ve görevleri aynı olan ek, kelime veya kelime gruplarının aynen tekrar edilmesine “redif” denir.

Aradılar bir tenhada buldular
Yaslandılar şivgalarım kırdılar
Yaz bahar ayında bir od verdiler
Yandım gittim ala dağlı kar iken

Bu dörtlükte kullanılan “buldular, kırdılar, verdiler” sözcüklerindeki “-dular, -dılar, -diler” ekleri rediftir.Kafiye yoktur.

Bana kara diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi

Bu dörtlüğün 2. ve 4. dizelerinde kullanılan “göz ve kaş” isim kökleri kafiyeli değildir. “-lerin kara değil mi” ek ve sözcükleri rediftir. Kısaca bu dörtlükte kafiye yoktur.

Bizim elde bahar olur, yaz olur.
Göller dolu ördek olur, kaz olur.
Sevgi arasında yüz bin naz olur.
Suçumu bağışla, ben sana kurban. (Ercişli Emrah)

Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz

Yukarıdaki beyitte “böyle bir söz” kelimeleri redif, ondan önceki “öyle” sesleri ise zengin kafiyedir..

III-Aliterasyon:

Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesine aliterasyon denir.Aliterasyona iç kafiye de denir.

Erdi yine ürdi behişt oldu hava amber sirişt
Âlem behişt ender behişt her guşe bir bağ-ı irem ( Nefi )

(Yine nisan ayı geldi, hava amber kokulu oldu; dünya cennet içinde cennet gibidir.)

Bu dizelerde işlenen temaya uygun olarak “r, ş” sessizlerinin bulunduğu sözcükler seçilmiş, okuyucuya bahar gelince işittiğimiz yaprak hışırtıları ve kuş cıvıltıları işitsel olarak duyurulmaya çalışılmıştır.

Evc-i hevada siyt-i çekaçak-ı tiğden
Avaz ü ra’d ü saika reh güm-künan olur

(Savaş alanındaki at kişnemelerinden ve kılıç şakırtılarından ürken yıldırımlar gökte yolunu şaşırır.)

Bu beyitteki imgenin harikuladeliği bir yana seçilen sözcüklerdeki aliterasyona hayran kalmamak elde değil. Şair “siyt-i çekaçak-ı tiğ” derken kınından çıkarılan ve sonra çarpışınca çak çuk diye sesler çıkaran kılıç seslerini işittiriyor bizlere; ayrıca ikinci dizede de “ra’d ü saika” ve “reh güm-künan” sözcüklerindeki aliterasyonla gök gürültüsünü işitmemizi sağlıyor.

Kara koyun kuzular kuzulamaz
Me deme
Kara koyunun kuzusu, kınalı kuzum
Görür görmez yüzünü, bekle azıcık
Meme deme

Bu beşlikte şair “k, z” sesleriyle aliterasyon yapıyor; ayrıca 1. ve 3. dizelerde her sözcük “k” ünsüzüyle başlıyor. Şairimiz bu ahenk unsurlarıyla yetinmeyip 2.ve 5. dizelerdeki sözcükleri “me” hecesiyle bitirerek kuzu melemesini işitmemizi sağlıyor.

IV- Asonans

Şiirde aynı ünlü seslerin tekrarına denilir. Aliterasyonla genellikle birlikte yapılır.

Örnek-2
Neysen sen, nefes sen, neylersin neyi
Neyzensen, nefessen neylersin neyi
Örnek-3
Ayağın sakınarak basma aman sultanım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun

V-Tonlama:
Anlatıma duygu, düşünce, heyecan, yumuşaklık, sertlik katmak amacıyla sesin alçaltılıp yükseltilmesine  tonlama denir. İnsan sesi ton bakımından kalın, ince ve tiz olmak üzere üçe ayrılır.
VI-Vurgu:
Bir kelimede hecelerden birinin; bir cümlede ise kelimelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli söylenmesine vurgu denir.Vurgu söze dugu değeri ve canlılık katar.Dinleyicilerin dikkatlerini uyandırarak onlara verilmek istene mesajın anlaşılmasını kolaylaştırır.Vurgularına dikkat edilmeden yapılan bir konuşma dinleyicileri uyutmaktan başka bir şeye yaramaz. Vurgu ikiye ayrılır:
a) Sözcük (Kelime) Vurgusu:
Bir kelimede hecelerden birinin  diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenmesine denir.
*        Türkçe’de genel olarak vurgu son hecededir.
*        Tek heceli kelimelerde vurgu aranmaz.

  • İki veya çok heceli yer adlarında vurgu ilk hecededir.

Erzurum, İstanbul vs.

  • ‘’istan ‘’ ile biten yer adlarında vurgu son hecededir.

Kırgızistan, Özbekistan vs

  • Sonu –ya ile biten yer adlarında vurgu sondan bir önceki hecede bulunur.

Sakarya, Antalya

  • İki veya çok heceli kelimelerde vurgu genellikle son hecede az da olsa ilk hecede bulunur.
  • Türkçe kelimelerin orta hece veya heceleri vurgusuzdur.
  • Hitaplarda vurgu ilk heceye geçer.

Ahmet! , Oğlum!, Garson!

  • Türkçe eklerin çoğunluğu vurgulu olup vurguyu üzerlerine çekerler.Ancak az da olsa vurgusuz ekler de vardır.Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

a-Olumsuzluk eki –ma/-me

b-Soru eki –mı/-mi

c-Vasıta eki –la/-le

d-İsimden isim yapan –leyin

b) Cümle Vurgusu:
Konuşma sırasında bazı sözcüklerin diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenmesine denir.
Cümle vurgusu sözün anlamına göre gezicidir.Cümlede vurgulu kelime yükleme yaklaştırılır.Aynı kelimelerle kurulmuş cümleler arasındaki anlam farkı vurgulu kelimelerin yükleme yaklaştırılmasıyla belirtilmektedir.

  • Dün vapurda bu cüzdanı ben buldum.
  • Ben dün vapurda bu cüzdanı buldum
  • Ben bu cüzdanı vapurda dün buldum.
  • Bu cüzdanı ben dün vapurda buldum.

VII- Ses akışı: Her şiirin kendine özgü bir ses akışı vardır. Şiirin ele aldığı temaya uygun olarak vurgu ve tonlamalar çevresinde okunması, o şiirin kendine özgü ses akışıdır. Yani okuyan kimse, şiire temaya uygun bir ses verir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s