FECR-İ ÂTÎ EDEBİYATI (1909-1912) ”SANAT, ŞAHSİ VE MUHTEREMDİR.”

FECR-İ ÂTÎ EDEBİYATI (1909-1912)

”SANAT, ŞAHSİ VE MUHTEREMDİR.”

£  Servet-i Fünun’a tepki olarak 1909’da bir bildiri(manifesto, beyanname, sanat görüşleri) (bildiri yayımlayan ilk topluluk) yayımlayarak sanat dünyasına girdiler.

£  Onlar Servet-i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçladılar.

£  ”Sanat, şahsi ve muhteremdir” ilkesini benimsediler.

£  Dilleri süslü, sanatlı ve ağırdır ama yine de Servet-i Fünunculara göre sadedir.

£  Aşk, doğa konularını işlediler. Aşk genellikle hissi ve romantiktir.

£  Fransız edebiyatını örnek alıp sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uyguladılar.

£  Şiire herhangi bir yenilik getirmeyip Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidemediler.

£  Şiirde aruz ölçüsünü kullanıp ağır bir şiir dili kurmuşlardır.

£  Serbest müstezatı geliştirerek kullanmaya devam ettiler.

£  Duygulu ve romantik bir aşkı dile getirdiler.

£  Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de dağılmışlar, bu anlayışta bir eser veremeden dağılıp Millî edebiyat ve Cumhuriyet edebiyatına dahil oldular.

Fecr-i Ati Dönemi Sanatçıları

1. Ahmet Haşim

2. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)

3. Refik Halit (Karay)

4. Mehmet Fuat (Köprülü)

5. Ali Canip (Yöntem)

6. Şehabettin Süleyman

7. Celâl Sahir (Erozan)

8. Tahsin Nihat

9. Faik Ali (Ozansoy)

10. Emin Bülent (Serdaroğlu)

AHMET HAŞİM (1884-1933)

£  Fecr-i Âtî şiirinin en önemli sanatçısıdır.

£  “Sanat için sanat” ilkesiyle şiir yazdı.

£  Sembolizmin en önemli temsilcisidir.

£  İşlediği başlıca temalar tabiat ve aşktır.

£  Şiirlerinde hayalle birlikte musikiye önem vermiştir.

£  Lirizmi kuvvetli bir şairdir.

£  Aruzu kullanmış hece ölçüsüyle şiir yazmadı.

£  Hece veznini, köylü vezni olarak nitelendirir.

£  Şiir dili süslü ve sanatlı; düzyazı dili konuşma havasındadır.

£  En çok serbest müstezadı kullanmıştır.

£  Şiirde anlam aranmaz.

£  Şirin dili musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir.

£  Ona göre şiir anlaşılmak için yazılmaz; şiirde anlam aranmaz; şair bir hakikat habercisi, şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir. Şiir duyulmak için yazılır ve okunur; şair tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir.

£  Haşim’e göre şiirin kaynağı şuuraltıdır. Şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı şekillerle yansıtmaya çalışır. Dış dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır.

£  Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar şunlardır: akşam, gün batımı, şafak, gece, loş karanlıklar, ay ışığı, yıldızlar, göller, ormanlar…

£  Hayale önem verdi; toplumsal konulara hiç değinmedi.

£  Şairin şahsında var olan içe dönüklük, şiirlerinde gerçeklerden kaçış olarak ortaya çıkar.

Eserleri:

Şiir: Piyale, Göl Saatleri

Fıkra: Gurabahane-i Laklakan, Bize Göre,

Gezi: Frankfurt Seyahatnamesi.

Reklamlar

SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDİDE)(1896-1901)

 

 

”SANAT, SANAT İÇİNDİR.”

Bu Dönem Sanatçıları

Şiirde: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Ali Ekrem(Bolayır), Hüseyin Suat (Yalçın), Hüseyin Siret (Özsever), Faik Ali (Ozansoy), Süleyman Nazif, Süleyman Nesip, Ahmet Reşit (Rey) ve Celal Sahir (Erozan).

Nesirde: Halit Ziya (Uşaklıgil), Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Safveti Ziya ve Ahmet Şuayp.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Oluşumu:

Bu edebiyat topluluğu 1891’de Ahmet İhsan Tokgöz’ün çabasıyla yayınlanmaya başlayan Servet-i Fünun dergisinden ismini almıştır. Servet-i Fünun ‘’fenlerin zenginliği’’ manasındadır. Fen bilimleri yanında edebiyata da sütunlarını açan dergi, basında gerçek değerini ve ününü kendi adıyla anılan edebiyat hareketiyle kazanır.

Servet-i Fünûn kuşağı, Tanzimat’ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir edebi zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Rezaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır.

Tanzimat dönemi edebiyatçıları Doğu kültürü içinde yetişip Batı kültürünü sonradan tanırken Servet-i Fünûncular Batı kültürü içinde yetişmiştir.

1896’da Hasan Asaf adlı bir genç Malumat dergisinde Burhan-ı Kudret adında bir şiir yayımlar. Şairin muktebes sözcüğü ile abes sözcüğü arasında kafiye oluşturması tartışmalara yol açar. Çünkü muktebes Arapçadaki sin harfi ile abes ise peltek se ile bitmektedir. Eski şiirde bu şekilde bir kafiyelenişin görülmeyişi ve de genç yazarın eleştirilere Rezaizade Mahmut Ekrem’in ‘’Şiir göz için değil kulak içindir.’’ Sözünü temel göstermesi eski şiir geleneğini savunan Muallim Naci ile Recaizade  M. Ekrem’i karşı karşıya getirmiş. Eski-yeni tartışması artınca da yeni tarafları Mahmut Ekrem’in etrafında Servet-i Fünûn dergisinde bir araya gelmeye başlayacaklardır. Recaizade Mahmut Ekrem 1896’da Ali İhsan Tokgöz’ü dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmesi için ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir. Böylelikle yeni bir edebiyat topluluğu bir çatı altında hayat bulmaya başlar.

Eski-yeni tartışması

–  Servet-i Fünun Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki “eski-yeni” tartışması etkili olmuştur.

–  Divan edebiyatına “eski”,Batı edebiyatına “yeni” deniyordu.

– Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha “ılımlı” duruyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal olmasını savunuyordu.

-Yerli ve milli niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesindeydi.

-Türk edebiyatının kökten değil, kısmi bir şekilde modernleştirilmesine taraftardı.

–  Bazı genç sanatçılar da eskiyi savunduğu için Muallim Naci’ye karşı Recaizade’nin tarafında yer aldılar.

–  Recaizade de kendisini yeni edebiyatın üstadı olarak görüyordu.

–  Recaizade, Muallim Naci’nin şiirlerini, sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde eleştiriyordu.

–  Yeniyi savunanlar, Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikleriyle Servet-i Fünun dergisi etrafında birleştiler.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın Özellikleri

–  Batı etkisindeki Türk edebiyatının kısa ama etkili dönemidir.

–  Recaizade Mahmut Ekrem’in çevresinde toplanan yenilikçi genç edebiyatçılar tarafından oluşturulmuştur.

–  Tanzimat edebiyatında da olduğu gibi Fransız edebiyatının etkisinde kalınmıştır.

–  II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hakimdir.

–  Gazeteden çok dergiciliğe önem verilmiştir.

–  Sanat için sanat anlayışı döneme egemendir.

–  Tanzimat’ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmıştır.

–  Divan edebiyatı gelenekleri tümden yıkılmaya çaılışılmıştır.

–  Hüseyin Cahit Yalçın’ın Servet-i Fünun’ da yayımlanan “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden dolayı, dergi kapatılmıştır.

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER(ŞİİR)

–   Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır.

–  Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır.

–  Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.

– Şiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilir. Şiir,düzyazıya yaklaştırılmıştır.

–  Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır.

–  Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.

–  Sone, balad ve terza-rima gibi Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır.

–  Serbest müstezat Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır.

–  Arapça ve Farsçadan daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.

–  Anlam bir mısrada değil diğer mısrada tamamlanmış şiirin bütünlüğüne önem verilmiştir.

–  Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışıyla hareket etmişlerdir.

–  Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir.

–  Mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.

–  Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır.

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

A)Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler(Roman,Hikâye)

–  Roman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu dönemde ulaşılmıştır.

–  Konu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, psikolojik tahlillere yer verilmiştir.

–  Roman ve hikayelerde bireysel konular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi çelişkiler…

–  Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekan olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır.

–   Kahramanlar eğitimli, aydın kişilerden seçilmiş, ait oldukları sınıfa göre konuşturulmuştur.

–  Roman ve hikayelerde Arapça ve Farsçanın ağırlıkta olduğu süslü, sözdiziminde değişikliklere gidilen uzun ve kesik cümlelerin kullanıldığı bir dil söz konusudur.

–  Roman ve hikayede realizm ve natüralizm akımlarından etkilenilmiştir.

–  Yazar kendi kişiliğini gizlemeye çalışmıştır.

–  Hemen bütün sanatçılarda hayal-hakikat çatışması vardır.

B) Göstermeye Bağlı Edebi Metinler(Tiyatro)

–  Tiyatro türünde dönemin baskısı nedeniyle hemen hemen hiçbir gelişme gösterilmemiştir. (Hüseyin Suat, dönemin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır)

–  Tiyatro ve gazetede gerileme görülmüştür.

 

Servet-i Fünun’da Edebi Tenkit

–  Bu dönemde Batı tarzında tenkitler kaleme alınmıştır.

–  Hüseyin Cahit Yalçın,Ahmet Şuayb,Cenap Şahabettin önemli tenkit yazarlarıdır.

– Edebiyatımızda eski-yeni tartışması,tenkit türünün gelişmesine katkı yapmıştır.

–  Divan edebiyatındaki “hiciv”,Halk edebiyatındaki “taşlama” ve Batı edebiyatındaki “izlenimci tenkit” ile paralellik gösterir.

Bazı edebi tenkitler ve yazarları:

  • Ahmet Şuayb –” Musahebe-i Edebiye”
  • Cenap Şahabettin-” Müntekid-i Hakiki”,” Biraz Psikoloji”
  • Tevfik Fikret- ” Münakaşatımızda Ne Eksik”
  • Halit Ziya-” Modern Roman Tekniği”
  • Mehmet Rauf-” Şu Tenkid Meselesine Dair”

Servet-i Fünuncuların Tenkit Türüne Getirdiği Yenilikler:

Tenkidi, Türk edebiyatında yeni bir tür haline getirdiler.

– Batı tenkitçilerini yakından izleyerek Batı’nın tenkit metotlarını tanıtmışlardır.

–  Edebiyata bakış tarzını değiştirmişlerdir.

–  Edebiyatı, sosyal fayda ilkesine göre değil,estetik bir varlık olarak ele almışlardır.

–  Batı tarzı bir şiir ve roman estetiği yaratarak kendilerinden sonrakileri etkilemişlerdir.

Servet-i Fünuncuların Tenkit Anlayışlarındaki Eksiklikler:

–  Avrupa’daki romantik tenkit anlayışının etkisinde kalarak eser ve yazar tenkidinde zayıf kalmışlardır.

–  Sanatçının hayatı, çevre koşulları gibi eserin dışındaki konularla ilgilenmişlerdir.

–  Yazarla ilgili kendi kişisel izlenimlerini söylemişler, objektif hükümler vermekte zorlanmışlardır.

–  Arapça ve Farsçayı, Türkçenin kaynakları arasında görmeleri ve yeni kelimeleri bu iki dilden seçmeleri nedeniyle üsluplarını anlaşılmaz kılmışlardır.

–  Tenkit anlayışlarında kendileri arasında bir birlik oluşturamamışlardır.

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nda Gezi Yazıları

–  Servet-i Fünun, edebiyatta sansürün yaygın olduğu bir dönemdi.

–  Yazarların seyahat özgürlüğü de kısıtlanmıştı.

– Bundan dolayı gezi yazısı pek gelişememiştir.

–  Bu dönemde yazılan gezi yazılarında dönemin zihniyetinin de etkisi vardır.

–  Bu topluluk edebiyat alanında tamamen Batıyı örnek aldıkları için, Batıyı görmek, tanımak ve birikimlerini yansıtmak için eserler kaleme almışlardır.

Bu dönemde yazılan gezi yazıları:

  • Cenap Şahabettin-” Avrupa’da Ne Gördüm”,” Hac Yolunda”, ”Avrupa Mektupları”,”Afak-ı Irak”,” Suriye Mektupları”

Servet-i Fünûn Edebiyatı’nda Anı(Hatıra)

–  Servet-i Fünun’a kadar “hatıra”,edebiyatımızda yazınsal bir değerde değildi.

–  “Hatıra” türü ile ilgili başarılı eserler bu dönemde verilmiştir.

–  Sade bir dil kullanılmıştır.(Şiire göre)

–  Halit Ziya Uşaklıgil,kendi dünyasına odaklanmış eserler vermiştir.

Bu dönemdeki hatıra yazıları:

H. Ziya Uşaklıgil-” Kırk Yıl”,” Saray ve Ötesi”,” Bir Acı Hikaye”

Ahmet İhsan Tokgöz-”Matbuat”

Mehmet Rauf-” Edebi Hatıralar”

Hüseyin Cahit Yalçın-” Siyasi Anılar”,”Edebiyat Anıları”

Servet-i Fünûn Şiirinde Kullanılan Nazım Şekilleri

–  Servet-i Fünun şairleri, Batı’dan yeni nazım biçimleri alarak, eskileri tümüyle bırakmışlardır.

–  Bir nazım biçimi, değişik sayıda dizesi olan bentlerden oluşabilir.

–  Yeni Türk şiirinde, nazım birimi beyit veya dörtlük değil, dizedir.

–  Şiirler,”Sanat, sanat içindir.” Anlayışını yansıtır.

Kullanılan Nazım Biçimleri:

  1. a.   Divan Edebiyatından Alıp Geliştirdikleri Şekiller  ( Serbest Müstezat)
  2. b.   Batı edebiyatından aldıkları şekiller

( Sone, triyole, terza-rima, balad)

  1. c.    Kendi Geliştirdikleri Şekiller

Serbest Müstezat

–  “Müstezat”ın sözlük anlamı “ziyadeleşmiş,artmış,çoğalmış”demektir.

–  Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazıldığından bu adı almıştır.

–  Eklenen bu kısa dizeye “ziyade” denir.

–  Fransız sembolistlerin özgürce yazdıkları şiir biçimlerinden etkilenerek oluşturulmuştur.

–  Aruzun çeşitli kalıplarıyla yazılır.

–  Düşünceler.dizeden dizeye atlayarak devam eder.

–  Nazım nesre yaklaşmış olur.

–  Bütün güzelliği ön plandadır.

–  Dizeler arasında noktalama işaretleri kullanılır.

–  Serbest müstezat,serbest nazıma geçişi sağlamıştır.

Sone

–  “Kısa şiir,türkü” anlamına gelen sonenin ilk çıkış yeri İtalya’dır.

–  Servet-i Fünuncular  bu nazım biçimini Fransız edebiyatından almışlardır.

–  İki dörtlük,iki üçlük olmak üzere dört bent ve taplam 14 dizeden oluşur.

–  İlk dörtlüğü konuya giriştir,üçlüklerde konu işlenir.Son dize ise duygu yönünden şiirin en güçlü dizesidir.

–  Batıdan olduğu gibi almamışlar,uyak düzeninde kendilerine gore değişiklikler yapmışlardır.

–  1.tip sone:abab-cdcd-eff-egg

–  2.tip sone:abba-cddc-eff-egg

–  3.tip sone:abab-cdcd-eef-ggf

Terza-rima

–  İtalyan edebiyatında ortaya çıkan bir türdür.

–  Fransız edebiyatından alınmıştır.

–  “Örüşük uayk” da denir

–  Üçlüklerle yazılır.Üçlük sayısı sınırlı değildir.

–  Tek bir dize ile bitirilir.

– Dante’nin “İlahi Komadyası” bu biçimle yazılmıştır.

–  Tevfik Fikret “Şehrayin” şiirini bu nazım biçimiyle yazmıştır.

–  Kafiye örgüsü: aba-bcb-cdc-ded-(…)-e

Triyola

–  On mısralı nazım şeklidir.

–  Önce iki mısra,sonra dörder mısralar gelir.

–  Birinci kısmın ilk mısrası birinci dörtlüğün sonunda,birinci kısmın ikinci mısrası,ikinci dörtlüğün sonunda tekrarlanır.

–  İki tür kafiye vardır.

–  Baştaki iki dize kendi arasında kafiyesizdir.

–  Konu bütünlüğü vardır.

ü  Son dizesi duygu yönünden şiirin en güçlü dizesidir.

ü  Kafiye örgüsü:AB-ccA-dddB

Balad

ü  Üç bent ve bir ağırlama dizesinden oluşur.

ü  Günümüzde halk şarkıları anlamındadır.

DÖNEMİN BAŞLICA SANATÇILARI

 

TEVFİK FİKRET (1867-1915)

ü  Önceleri ”sanat için sanat, sonraları ‘toplum’ için sanat” anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.

ü   Toplumsal ve siyasal ortamı, ”Han-ı Yağma”, ”95’e Doğru”,” Balıkçılar”, ”Haluk’un Bayramı”, ”Tarih-i Kadim”, ”Promete”, ”Sis” gibi şiirleriyle eleştirmiştir.

ü   Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.

ü   Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.

ü   Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir

ü  Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.

ü  Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikayeler yazmıştır.

ü   Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.

ü   “Yağmur şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçmiş ve kullanmıştır.

ü  Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.

ü  Şiire resmi sokmuştur.

ü  Hece ölçüsüyle,sadece çocuklar için kaleme aldığı “Şermin”I yazmıştır.

ü  Ülkenin geleceğini gençlikte görmüş,gençliğe ve çocuklara büyük sevgi duymuştur.

Eserleri:

Şiir: Rübab-ı Şikeste, Rübabın Cevabı, Haluk’un Defteri. Tarih-i Kadim, Şermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri)

 

CENAP ŞAHABETTİN (1870-1935)

ü  “Sanat için sanat” anlayışına uygun eserler vermiştir.

ü   Parnasizmin ilk örneklerini o vermiştir.

ü  Düzyazılarında esprili ve alaylı bir üslup kullanmıştır.

ü  Arapça ve Farsça sözcüklerle yüklü ağır bir dili vardır.

ü  Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.

ü  Elhan-ı Şita (Kış Nağmeleri) şiiri ile meşhurdur.

ü  Şiirlerinin konusunu daha çok ”doğa”dan almıştır.

ü  Öldükten sonra şiirleri ”Evrak-ı Leyal” başlığı altında bir araya getirilmiştir.

Eserleri:

Şiir: Elhan-ı Şita

Düzyazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh(makaleler, düzyazılar)

Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları

Özdeyiş: Tiryakı Sözler

Tiyatro: Yalan, Körebe, Küçük Beyler

Halit Ziya Uşaklıgil (1866-1945)

ü  Türk edebiyatında Avrupa tarzında eser veren ilk büyük romancıdır.

ü  Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.

ü  Fransız realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir.

ü  Eserlerinde geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir.

ü  Hikayelerinde Maupassant (olay) tarzı hakimdir.

ü  Romanlarında İstanbul’daki eğitim ve zengin kesimi konu almış, hikayelerinde halkın arasına girmeye çalışmıştır.

ü   Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini yine kendisi sadeleştirmiştir)

ü  Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Serveti Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır.

ü   Aşk-ı Memnu’da bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.

ü  Türk edebiyatında “mensur şiir”in ilk örneklerini o vermiştir.

Eserleri:

ü  Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah. Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar

Hikaye: Bır Şi’r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesı, İzmir Hikayeleri. (Ali’nin Arabası adlı hikayesinde Anadolu’ya yönelir.)

Oyun: Kabus, Füruzan, Fare

Anıları: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikaye

Deneme: Sanata Dair

Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler

 

MEHMET RAUF (1875-1931)

ü  İlk psikolojik romanımız olan Eylül’ün yazarıdır. İç konuşmalara ilk kez o yer vermiştir.

ü  Roman, hikaye ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir.

ü  Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir.

ü  Ruh tahlillerinde başarılıdır.

ü  Halit Ziya’nın etkisinde kalmış, ancak ondan daha sade ve daha zayıf eserler vermiştir.

Eserleri:

Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbı,Son Yıldız,Define,Kan Damlası,Karanfil ve Yasemin,Böğürtlen

Hikaye: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi. Üç Hikaye Aşıkane, İntizar, Kadın İsterse

Mensur Şiir: Siyah İnciler(Önemli)

 

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1874-1957)

ü  Hikaye ve romanlarında gözleme yer verir.

ü  Roman ve hikayeci olarak ün kazanmış sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir.

ü  Dili sade, anlatımı süsten uzaktır.

ü  Eski edebiyata karşı batı edebiyatını savunmaktadır.

ü  Hikaye, roman, eleştiri, fıkra, anı yazarı ve gazetecidir.

ü  ”Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinden ötürü Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.

Eserleri:

Hikaye : Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış?

Roman: Nadide, Hayal İçinde

Anı: Edebi Hatıralar, Malta Adasında,

Eleştiri: Kavgalarım

 

Süleyman Nazif(1870-1927)

ü  Namık Kemal’in etkisinde kalmıştır.

ü  İlk dönem şiirlerinde bireysel konulardan başka toplumsal konuları da işlemiştir.

ü  Eserlerinde süslü bir dil kullanmıştır.

ü  Hem nazım hem nesir alanında eserler vermiştir.

Eserleri:

Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Batarya ile Ateş, Malta Geceleri

Düzyazı: Çal Çoban Çal,Tarihin Yılan Hikayesi,İki Dost

 

Hüseyin Siret Özsever(1872-1959)

ü  Sürgüne gönderilmiştir.Bu dönemde Jön Türkler arasında yer almıştır.

ü  Önceleri Tevfik Fikret’in etkisinde kalarak ağır bir dil kullandıysa da sonraları daha anlaşılır bir dil kullanmıştır.

ü  Bazı şiirlerinde “Ömer Senih” mahlasını kullanmıştır.

Eserleri:

Şiir:Leyali Girizan,Bağbozumu,Kıvılcımlı Kül,Kargalar

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ DİĞER SANATÇILARI

Şiirde:

       Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır, Faik Ali Ozansoy, Süleyman Nesip, Celal Sahir Erozan, Ahmet Reşit…

Nesirde:

      Saffeti Ziya, Ahmet Şuayp…

 

 

Servet-i Fünûn Şiirinin Etkilendiği Edebi Akımlar

Servet-i Fünûn döneminde şairler “parnasizm” ve “sembolizm” akımlarının etkisinde kalmışlardır.

 

Parnasizm

£  Şiirdeki realizm olarak adlandırılır.

£  19.yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da doğmuştur.

£  Duygu yerine dış dünyaya önem verilmiştir.

£  Yunan ve Latin kültürü yeniden örnek alınmış, uzak ülkelerin egzotik güzelliği eserlerde anlatılmıştır.

£  Sanat sanat içindir anlayışı hakimdir.

£  Şair eserlerde kişiliğini gizlemiştir.

£  Biçim mükemmelliğine ve kafiyeye önem verilmiştir.

£  Şiiri;ışık,gölge,renk ve çizgilerle sağlamayı düşünmüşlerdir.

£  Şiirlerinde “sone” nazım biçimini kullanmışlardır.

£  Temsilcileri:Gautier,Bonville,Heradia,Coppe,Lisle,Prudhomme

£  Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin,Tevfik Fikret,Yahya Kemal Beyatlı

 

Sembolizm (Simgecilik)

 

£  19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da doğmuştur.

£  Parnasizme tepki olarak doğmuştur.

£  Gerçekler olduğu gibi değil, sembollerle anlatılır.

£  Şiirde ahenge önem vermişler ve müziği şiirin amacı haline getirmişlerdir.

£  Anlam kapalılığı olmalı, her okuyan şiirden farklı şeyler anlamalıdır.

£  Şiirde anlam aranmaz, çünkü şiir anlamak için değil duyulmak içindir.

£  Sembolistlerin; gerçeklerden kaçma,  yalnızlık, karamsarlık, hayal dünyasında yaşama en belirgin özelliğidir.

£  Anlam kapalı olduğu için söz sanatlarıyla dolu ağır bir dil kullanmışlardır.

£  Genellikle serbest nazım biçimleri kullanılmıştır.

£  Temsilcileri: Malarme,Verlaine,Rimbaud,Baudelaire,Allen Poe,Paul Valery,Puşkin

£  Edebiyatımızda: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dıranas,Ahmet Hamdi Tanpınar,Cahit Sıtkı Tarancı

Mensur Şiir

£  Duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile,ölçü ve uyağa bağlı kalmadan anlatan edebi türdür.

£  Bu türe “artistik nesir” de denir.

£  Türk edebiyatında mensur şiire “mensure” adı verilmiştir.

£  Bu şiir türü, 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkmıştır.

£  Türk edebiyatına Tanzimat’tan sonra Fransız edebiyatından yapılan şiir çevirileriyle girmiştir.

£  Bu türün Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk temsilcisi “Halit Ziya Uşaklıgil”dir.

£  Halit Ziya, bu türde iki eser vermiştir: ”Mensur Şiirler”, ”Mezardan Sesler”.

£  Mehmet Rauf, “Siyah İnciler” adlı eseriyle bu türdeki en başarılı eseri vermiştir.

£  Mensur şiir yazan diğer sanatçılar: Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Sahir Erozon, Saffet Nezihi

Mensur Şiir-Şiir karşılaştırması

£  Şiirin temel birimi dizedir.

£  Mensur şiirin temek birimi cümledir.

£  Şiirler ölçülü olarak yazılabilir.

£  Mensur şiirler ölçülü olarak yazılmaz.

£  Şiirin değişik biçimleri vardır.(beyit, dörtlük, bend)

£  Mensur şiirlerin ise yoktur.

£  Şiirde kafiye vardır.

£  Mensur şiirde kafiye kullanılmaz.

 

Mensur şiir-düzyazı karşılaştırması

£  Her ikisi de cümlelerden oluşur.

£  Mensur şiirler, nesir cümleleriyle yazılırlar.

£  Düz yazılarda düşünce esastır.

£  Mensur şiirde duygu ön plandadır.

£  Mensur şiirde, şiirdeki vezin, kafiye gibi şekle ait önceden belirlenmiş sınırlayıcı öğeler bulunmaz.

 

DÖNEMİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI

MEHMET AKİF ERSOY (1873-1936)

£  İstiklal Marşı şairidir.

£  Dini şiirleri ve manzum hikayeleri ile tanınmıştır.

£  Gerçek realizmi Türk şiirine getirmiştir.

£  Aruzu Türkçe’ye büyük bir ustalıkla uygulamıştır.(Tevfik Fikret ile beraber)

£  Nazmı nesre yaklaştırmıştır.

£  Dini lirizm, şiirlerinin en belirgin özelliğidir.

£  Eserlerinde gözleme büyük önem vermiştir.

£  Konularını günlük olaylardan almıştır.

£  “Toplum için sanat” anlayışına bağlı şiirler yazmıştır.

£  Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır. Yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu taşıdığı şiirler şunlardır: Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi…

£  Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.

Eserleri:

Şiir:Tüm şiirlerini “SAFAHAT” adlı kitapta toplamıştır.

Safahat (1. Safahat, 2. Hakk’ın Sesleri, 3. Süleymaniye Kürsüsünde, 4. Fatih Kürsüsünde, 5. Hatıralar, 6. Asım 7. Gölgeler.)

 

 

 

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR (1864-1944)

£  Naturalizm akımının etkisindedir.

£  Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüştür.(Popüler Halk edebiyatı)

£  Dili sadedir.

£  Kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur.

£  Eserlerinde taklitlere yer verir.

£  İstanbul’un iç mahallelerindeki hayat tarzını hikaye ve romanlarında karikatürize etmiştir.

£  Sokağı edebiyata getiren sanatçıdır.

£  Gözleme ve çevre tasvirine büyük önem verir.

£  Romanlarında sosyal tenkite yer verir.

£  Teknik yönden kusurlu romanlar yazmıştır.

£  Romanlarında gereksiz bilgiler verir.

£  Romanın akışını keserek araya girer.(Ahmet Mithat Efendi ile aynı özelliktedir.)

Eserleri:

Roman:Şık,Şıp Sevdi,Mürebbiye,Metres,Tesadüf,Ben Deli Miyim?,Nimetşinas,Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç,İffet,Billur Kalp,Gulyabani,Cadı,Kesik Baş

Hikaye: Kadınlar Vaizi, Tünelden İlk Çıkış,Katil Buse

 

AHMET RASİM (1864-1932)

£  Şiir, öykü, tarih ve bilim konularında eserler vermiştir.

£  Renkli, canlı bir anlatımı vardır.

£  Eserlerinde İstanbul’u özellikle de Beyoğlu’nu anlatmıştır.

£  Canlı ve kısa cümleler kurar.

£  Yazılarını dönemindeki bütün yayın organlarına göndermiştir.

£  Romanları teknik ve dil bakımından iyi değildir.

£  Dili yapmacıklı ve ağırdır.

Eserleri:

Fıkra: Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman, Ciddi Mizah, Gülüp Ağladıklarım

Anı: Falaka, Gecelerim, Muharrir Şair Edip, Fuhş-i Atik

Hikaye: Güzel Eleni, Meyl-i Dil, Hamamcı Ülfet, İki Günahkar

Tarih: Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI İLE TANZİMAT EDEBİYATININ KARŞILAŞTIRILMASI

  1. Fransız edebiyatını örnek alarak edebiyatımızı yenileştirmek, Divan edebiyatına benzemeyen bir edebiyat oluşturmak, hem Tanzimat edebiyatçılarının hem Servet-i Fünuncuların ortak amacıdır.
  2. Tanzimatın birinci döneminde savunulan ”toplum için sanat” anlayışı, ikinci dönemde yerini ”sanat için sanat” anlayışına bırakmış bu anlayış Servet-i Fünun döneminde de sürdürülmüştür.
  3. Tanzimatın birinci döneminde savunulan dilde sadeleşme düşüncesi, ikinci dönemde önemsenmemiş; dil yeniden ağırlaşmış. Servet-i Fünun döneminde ise Divan edebiyatında bile olmayan Arapça ve Farsça sözcüklere, tamlamalara yer verilmiştir.
  4. Tanzimatın birinci döneminde Şinasi ve Ahmet Vefik etkileri, diğer sanatçılarda ”romantizm” etkileri görülür, ikinci dönem sanatçılarında ise romantizm ile birlikte realizm etkileri de başlar. Servet-i Fünun’da ise realizm, parnasizm ve sembolizm etkileri görülür.
  5. Tanzimatın özellikle birinci döneminde önem verilen gazete ve tiyatro Servet-i Fünun’da önemsizleşir; yerini gazetenin dergi alır.
  6. Tanzimat dönemindeki romanlarda görülen teknik yetersizlikler ve romantizmden gelen özellikler Servet-i Fünun döneminde artık görülmez. Güçlü bir tekniğe ulaşılır ve realist ilkeler uygulanır.
  7. Tanzimat dönemi şiirlerinde kullanılan Divan şiiri nazım biçimleri ve beyit nazım birimi Servet-i Fünun şiirinde kullanılmamıştır. Yeni nazım biçimleri denenmiştir.
  8. Tanzimatın birinci dönemindeki gibi toplumsal konular yerine birey merkezli konular işlenmiştir.
  9. Her iki dönemde de aruz ölçüsü önemini korumuştur.

Tanzimat Edebiyatı

 

Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatı

Batı’nın Rönesans ile edindiği düşünsel birikim Aydınlanma dönemini doğurmuştur. Aydınlanma döneminin Bacon, Voltaire, Monresquieu ve Kant gibi düşünürleri peşin hükümlerin, dogmaların ve batıl inançların, kilisenin dar görüşlerinin yerine aklın aydınlığında düşünmeyi, gerçekleri deneyle kavramayı yani rasyonalizmi ve pozitivizmi savunmuşlardır.

“Aklın”, “bilimselliğin”, “gerçeğe verilen önemin” öne çıkarılması pozitif bilimlere verilen önem 18. yüzyılın ortalarından itibaren Sanayi Devrimi’ni doğurur.

Orta Çağ’ın skolâstik mantığına karşı gelişen hümanizmin, aklı ve bireyi temel alan bir söylemi vardır.

1789 Fransız Devrimi, Osmanlıyı parçalayacak süreci başlatır.

Yenileşme, Osmanlı devletindeki gerilemenin sonucu olarak doğmuştur.

16. yüzyılın sonlarına dek birçok yönden Avrupa’dan üstün bir yönetime ve kurumlaşmaya sahip olan Osmanlı Devleti, Batı’daki gelişimleri dikkatle takip etmiştir. Ancak 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti askeri, ilmi ve ekonomik alanlarda bozulan kurumlarına dinamizm getirecek yenilik hamleleri yapamamıştır.

Değişen dünyanın Osmanlı’ya ilk büyük darbesi Viyana bozgunu (1683) olur. Viyana bozgunu, kendini yenilemeyen bir devletin, imparatorluk bile olsa, sadece asker sayısındaki üstünlükle savaşları kazanamayacağını ortaya koymuştur. 1699′ da Karlofça Antlaşması’nı imzalamaya mecbur kalan Osmanlı imparatorluğu bu antlaşmayla ilk defa toprak kaybetmiştir. Bu antlaşmadan sonra olumsuzluklar artmıştır. Genellikle pamuklu dokuma imalatı üzerine kurulu Osmanlı sanayi Avrupa’nın özellikle de İngiltere’nin tahakkümüne teslim edilmiştir. Yeniçeri ordusu donanımsız ve disiplinsiz bir duruma düşmüştür.

Osmanlı Devleti 1699 Karlofça ve 1718 Pasorafça Antlaşmalarıyla Batı’ya kaptırdıkları üstünlüklerine yeniden kavuşmak için Batı’nın fikri birikiminden ve teknolojideki gelişimlerinden yararlanma çalışmalarına başlamıştır. Bu amaçla yapılan ilk girişim Damat İbrahim Paşa döneminde Avrupa’ya elçiler (Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi) gönderilmesi olmuştur. Avrupa kültürüyle karşılaşmanın ilk sonuçları gemi yapımıyla ilgili yöntemlerin alınması, matbaanın kurulması gibi teknik; saray dekorasyonu, bahçe düzenlemesi gibi sosyal alanlardaki (Lale Devri) yenilikler olur.

Pozitif bilimlerle ilgili okullar açılmaya başlanır. 1773′te Mekteb-i Riyaziye, 1776′da Hendesehane (Baron de Tott tarafından açılmıştır), 1783′te Mühendishane-i Bahr-ı Hümayun, 182Tde Mekteb-i Tıbbiye açılır.

Yenileşme hareketi ilk olarak askeri sistemde kendini göstermiştir.

II. Mahmut, Yeniçerileri tamamen ortadan kaldırarak 1826′da Avrupai usullere göre düzenlenmiş Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla bir ordu kurar.

Tercümeler yapılmaya başlanır. Tercüme Odası kurulur. Tanzimat aydınlarının Batı’ya açılmasında Tercüme Odası’nın hazırlayıcı rolü vardır.

Türk edebiyatının yeniden yapılanması bakımından 1859′da yapılan iki çeviri önemlidir: Münif Paşa‘nın çevirdiği Muheverat-ı Hikemiyye (Volter, Fenelon ve Fontenel’den seçilmiş felsefi diyaloglar) ve Yusuf Kamil Paşa‘nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak. Bu çevirileri Sefiller (“Mağdurin” adıyla) Robinson Cruzoe, Monte Cristo, Emil, Tartüffe gibi yapıtların çevirileri izler.

II. Mahmut döneminde yenileşmenin önemli bir aracı olacak ilk gazete de çıkar: Takvim-i Vekayi (1831)

Osmanlı Devleti’nde Batı’ya yöneliş Abdülmecit döneminde, Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu, 1839) ile resmiyet kazanmıştır. Tanzimat, “düzenlemeler” anlamına gelen bir sözcüktür. Bu fermanın ilanıyla birlikte Tanzimat Dönemi de başlamış olur.

Tanzimat Fermanı din, dil, ırk gözetmeksizin bütün halkın can, mal ve namusunun korunacağını, askerlik ve vergi kanunlarının yeniden düzenleneceğini ortaya koyan eşitlikçi bir söylem taşıyordu. Hâkim millet anlayışı yerine kanuni eşitlik getirilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti, Batı anayasalarında yer alan temel hak ve özgürlükleri kabul ettiğini duyurmuştur. Tanzimat Fermanı, kökten bir değişme değildir, devlet yönetiminde bazı düzenlemelerden ibarettir. Tanzimat Fermanı’yla padişahın hak ve yetkileri sınırlandırılmıştır. Tanzimat Fermanının ardından ceza ve ticaretle ilgili yeni yasalar hazırlanmıştır. Bankalar kurulmuştur. Ülke vilayetlere, sancaklara, kazalara ve köylere bölünmüştür. Askerlik süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Telgraf idaresi, posta istasyonları kurulmuştur.

 

Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nın Oluşumu

      HAZIRLIK DÖNEMİ

Yaklaşık olarak 19. yüzyıl başlarından 1860’a kadar süren, çevirilerle belirginleşen bu dönemde, Tanzimat’ı olgunlaştıran ilk verilere rastlanılır. Bu veriler, yeni dönem sanatına dil ve düşüncede taban hazırlar.

Sözlük, düzyazı alanında Mütercim Âsım; gezi, ma­ka­lede Sadık Rıfat Paşa; Mustafa Asım Efendi; çeviride Münif Efendi, Yusuf Kâmil Paşa; şiirde Âkif Paşa, Ethem Pertev Paşa hazırlık dönemini belirleyen önemli sanatçı­lardır.

Yeni edebiyatın başlamasını simgeleyen bu sanatçı­ları, herhangi bir düzeneğe yerleştirmek olanaksızdır. Di­van, Halk, Batı edebiyatlarından izler taşımalarına karşın bir dizgeye (sistem) oturtulamazlar. Sanata yeni görüş; eski yeni mazmun ve serbest buluşlarla katılırlar.

Kısacası bu dönemde: Dilin kitlesel işlevi kavranıyor, halk edebiyatına bir eğilim başlıyor. Çevirilerde gelece­ğin serbest şiir düzenini koşullayan yenilikler görülüyor. Konu bütünlüğüne gidiliyor, en azından ilk örnekler veri­liyor.

Ethem Pertev Paşa, Şinasi, J.J. Rousseau, Victor Hugo, La Martine gibi Fransız şairlerinden ilk şiir çeviri­lerini yapıyor; Yusuf Kâmil Paşa, ilk roman çevirisi Tele­mak’ı (Fenelon) veriyor, ilk gazeteler Takvim–i Vakayi (1831) ve Ceride–i Havadis (1840) bu süreçte basılıyor. Böylece Tanzimat’ı yeni bir düşünce ve sanat anlayışıyla oluşturacak ilk ürünler tek tek görülmeye başlanıyor.

Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla başlayan “Batılılaşma Dönemi Türk Edebiyatı’nın hazırlık dönemi” Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasına (1860) kadar sürer.

 

Tanzimat Dönemi Edebiyatında İlk Gazeteler

 

Türk edebiyatında gazete, Batı’yla ilişkilerin güçlendiği Tanzimat dönemiyle birlikte başlamıştır. Tanzimatçılar, halkı aydınlatmak ve onlara yol göstermek amacıyla gazete çıkarmışlardır. Gazetelerin yayımlanmaya başlaması makale, roman, hikâye, tiyatro gibi türlerin edebiyatımıza girmesinin önünü açmıştır.

1.Takvim-i Vakâyı (1831)  ilk resmi gazete, II. Mahmut Dönemi
2. Ceride-i Havadis  (1840)  ilk yarı resmi gazete William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılmıştır.
3. Tercüman-ı Ahval Gazetesi (1860)  ilk özel Türkçe gazete, Şinasi ve Agâh Efendi tarafından çıkarılmıştır.
4. Tasvir-i Efkâr (1862)  Şinasi tarafından çıkarılmış, sonra Namık Kemal devralmıştır.
5. Ayine-i Vatan  (1866)  Mehmet Arif Bey’in gazetesi, ilk resimli gazetedir.

6. Muhbir  (1866)  Ali Suavi tarafından çıkarılmıştır.
9. İbret  (1870)  Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.

11. Tercüman-ı Hakikat  (1878)  II. Abdülhamit Dönemi’nin en önemli gazetesidir. Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılmıştır.
13. İkdam  (1894)  Ahmet Cevdet tarafından çıkarılmıştır.

Tanzimat Dönemi Edebiyatı’nın Genel Özellikleri

Tanzimat dönemi edebiyatının genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat edebiyatının hazırlık dönemi, Tanzimat Ferma­nı’nın ilanıyla başlar Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayım­lanmasına kadar sürer.

•Tanzimat edebiyatı 1860′ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasıyla başlar, 1896′ya kadar sürer.

•Batı’dan alınan roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, makale gibi türler ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmaya baş­lanmıştır.

•I. Topluluk sanatçıları Fransız Devrimi’nin etkisiyle tüm dünyaya yayılan vatan, millet, adalet, eşitlik, hürriyet gibi kavramları işlemişlerdir.

•I. Topluluk sanatçıları “toplum için sanat”; II. topluluk sa­natçıları “sanat için sanat” anlayışıyla hareket etmişlerdir.

•I. Dönem sanatçıları sanatın amacını toplumu eğitmek olarak gördükleri için yalın bir dili savunmuşlar; ama bunda başarılı olamamışlardır; II. dönem sanatçılarında dilde sadeleşme amacı yoktur.

•Tanzimat edebiyatında klasisizmden etkilenmeler olmuşsa da romantizmin ağırlığı görülür; Tanzimat II. dönemde realizmden de etkilenilmiştir.

•Tanzimat edebiyatında gazete aracılığıyla edebi, sosyal ve politik alanlarda yeni düşünceler sunulmuş; makale tiyatro gibi edebi türlerin ilk örnekleri gazetelerde verilmiştir.

•Tanzimat edebiyatı sanatçıları çok yönlü sanatçılardır. Hem yazar hem şair hem devlet adamı hem de gazetecilerdir.

Tanzimat edebiyatını, sanatçıların sanata yaklaşımlarını dikkate alarak, birinci ve ikinci dönem olmak üzere iki bölümde inceleyebiliriz.

 

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Özellikleri:

  1. Bu dönem sanatçılarına göre edebiyat halk eğiti­minde bir araçtır.
  2. Roman, öykü, makale, fıkra, eleştiri, tiyatro, ga­zete gibi türler ilk kez edebiyatımıza girmiştir.
  3. Edebiyatta hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kav­ramlar ilk kez yer almıştır.
  4. “Toplum için sanat” anlayışı benimsenmiştir.
  5. Sade bir dille yazmak amaçlanmış; fakat tam ba­şarı gösterilememiştir.
  6. Ortaya konulan eserler, taklit olduğu için teknik yönden zayıftır.
  7. Divan şiirinin nazım biçimleri aynen kullanılmış, fakat şiirin içeriği (özü) değişmiştir.
  8. Genelde aruz ölçüsü kullanılmış, ancak hece öl­çüsü de denenmiştir.
  9. Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa Klasisizmden; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şemsettin Sami ise Romantizmden etkilenmişlerdir.
  10. Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

 

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

İkinci dönem Tanzimat edebiyatı 1876’dan Ser­veti Fünun edebiyatının kuruluşuna (1895) kadar sü­rer. Sanata bakış açıları, eserlerinin özellikleri bakı­mından ikinci dönem Tanzimat sanatçıları, ilk dönem sanatçılarından farklı özellikler gösterir.

  1. 1.    Dönem sanatçıları, II. Abdülhamit’in siyasal bas­kıları yüzünden topluma dönük sanat yapama­mışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimsemiş­lerdir.
  2. 2.    Birinci dönemdeki sade dil anlayışı terk edilmiş, eserlerde kullanılan dil ağırlaşmış, sanatlı söyle­yişe önem verilmiştir.
  3. Gazetecilik eski işlevini yitirmiş, siyasal ve top­lumsal sorunlardan söz etmek yerine basit gün­lük olaylar aktarılmıştır.

4.Tiyatro eserleri oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır.

5.Şiirde felsefi düşünceler, ölüm, karamsarlık, aşk, özlem, kurumuş çiçekler gibi tema ve konular iş¬lenmiştir.

6.”Güzel olan her şey”in şiire konu olabileceği ka-bul edilmiş; şiirin konusu genişletilmiştir. Şiirde bireysel duygulanmalar ağırlık kazanmıştır.

7.Divan şiiri nazım biçimleri terk edilmeye başlan-mış, Batılı biçimlerin ilk örnekleri verilmiştir.

8.Şiirde aruz ölçüsünün kullanımı sürdürülmüş, Abdülhak Hamit Tarhan bazı tiyatrolarında hece ölçüsünü denemiştir.

9.Bu dönemin şiiri, Servetifünun şiirine örnek ol-muştur.

10.Bu dönemde roman ve öykü tekniği daha da ge¬lişmiş, Batı ölçülerine uygun eserler verilmeye başlanmıştır.

11.Abdülhak Hamit Tarhan, Romantizmden; Sami-Paşazâde Sezai, Recaizade Ekrem, Realizmden; Nabızade Nazım ise Naturalizmden etkilenmiştir.

12.Muallim Naci, bu dönemde yaşayıp Divan edebiyatını savunan en önemli sanatçıdır.

 

Tanzimat Döneminde Öğretici Metinler

Tanzimat döneminde öğretici metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde toplumsal konular işlenmiştir.

•Rönesans ve aydınlanma döneminin etkisiyle birlikte Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde eşitlik, hürriyet, bilim, hukuk gibi kavramlar öne çıkar.

•Genellikle makale türünde eserler verilir. Bir öğretici metin olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi ilk makaledir.

•Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmakla birlikte süssüz, gösterişsiz, secisiz bir dil kullanılmıştır.

•Tanzimat dönemi edebiyatı öğretici metinlerinde Doğu Batı çatışması temada, dilde, ifade biçimlerinde kendini gösterir.

•Tanzimat döneminde halkı eğitmek ve bilgilendirmek amacıyla daha çok gazeteden yararlanılmıştır, öğretici metinler de daha çok gazetelerde yayımlanmıştır.

•Türk dili tarihi alanında çalışmalar yapılmış, sözlük çalışma­ları ilk defa bilimsel bir metodla düzenlenmiştir.

 

 

 

 

Tanzimat Döneminde Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler)

Tanzimat döneminde coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat şiirinde biçimsel olarak eskiye bağlı kalınmış, içerikte yenilik yapılmıştır. Başka bir deyişle divan edebiyatı nazım şekilleri kullanılmaya devam edilmiş, özellikle kasidede bazı değişiklikler yapılmıştır.

•Batı edebiyatının etkisiyle biçimsel yenilikler yapan II. topluluk sanatçıları şiir açısından I. topluluğa göre daha yenilikçidirler.

•Divan edebiyatının “göz için kafiye” anlayışına devam edilmiştir. Dönemin sonunda Recaizade Mahmut Ekrem “kulak için kafiye” anlayışını savunmuştur.

•Eski biçimlerle yeni konular işlenmiştir. Eskiyi ve yeniyi bir arada bulundurması bakımından şiirlerde bir “ikilik” söz konusudur.

•Kaside, terkib-i bent, müseddes gibi divan edebiyatı na­zım şekilleri kullanılmıştır. Bu nazım şekillerini kullanmakla birlikte, şiirlerin içerikleri değişmiştir.

•Hürriyet, eşitlik, adalet, hukuk gibi yeni temaları işlenmiştir.

•Divan ve halk şiiri geleneklerinin kalıplaşmış imgeleri (mazmunlar) kullanılmamıştır.

•Şiirler Batı düşüncesiyle ve klasisizm ile romantizm akım­larıyla ilişkilidir.

•Şiirlerin başlığı içeriğe göre (“Hürriyet Kasidesi” gibi) belirlenmiştir.

•Divan şiirindeki “parça güzelliği” yerine “konu birliği” ve “bütün güzelliği” anlayışı benimsenmiştir.

•Halka yönelik şiirler yazılmıştır, divan şairleri gibi, seçkin bir kesime seslenilmemiştir.

•Ağırlıklı olarak aruz kullanılmakla birlikte heceyle de şiirler yazılmıştır.

•Divan şiirinin ağır ve sanatlı dili eleştirilmiş, sade bir dil savunulmuş; ama bu, gerçekleştirilememiştir.

 

Tanzimat Döneminde Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler

1-Tanzimat Döneminde Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler

Tanzimat döneminde anlatmaya bağlı edebi metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat’tan önce Türk edebiyatında olay çevresinde oluşan (anlatmaya ve göstermeye bağlı) edebi türler şunlardır: Halk hikâyeleri, destanlar, mesneviler, masallar ve geleneksel halk tiyatroları.

•Tanzimat’la birlikte olaya bağlı edebi metinlere şunlar da eklenmiştir: roman, hikâye ve tiyatro.

•Tanzimat döneminde roman, hikâye ve gazetelerde bölüm­ler halinde yayımlanarak (tefrika edilerek) okura ulaştırıl­mıştır.

•Fransız edebiyatından çevirilerle başlayan roman türündeki gelişmeler, telif (yazarın kendi yaratımı) romanların yazılmasıyla sürmüştür.

•Tanzimat edebiyatı romanlarında Doğu-Batı çatışması ile bundan doğan yıkımlar ve tarihteki başarılar öne çıkan konulardır.

•Tanzimat edebiyatı romanları teknik olarak zayıftır, yazarlar romanın akışına müdahale eder, romanı genellikle bir öğütle bitirirler.

•Roman ve hikâyelerde toplumu eğitme amacı öne çıkar; iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür, iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.

•Roman türünün ilk örnekleri (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, İntibah, Felatun Bey ile Rakım Efendi) romantizm akımının özelliklerini taşır, ikinci dönemle birlikte realist romanlar (Sergüzeşt, Araba Sevdası) yazılmıştır.

•Roman ve hikâyelerde divan edebiyatına göre sade bir dil kullanılmıştır.

•Romanlar toplumu eğitmek için bir araç olarak görüldü­ğünden teknik bakımdan kusurludur.

•Romanlarda (Felatun Bey’le Rakım Efendi, İntibah, Ser­güzeşt vb.) ilahi bakış açısı kullanılmıştır.

2-Tanzimat Döneminde Göstermeye Bağlı Edebi Metinler (Tiyatro)

Tanzimat döneminde göstermeye bağlı edebi metinlerin genel özellikleri şunlardır:

•Tanzimat’tan önce Türk edebiyatında geleneksel halk tiyatrosu ürünleri vardı. Karagöz, meddah, orta oyunu ve köy seyirlik oyunlarının oluşturduğu geleneksel tiyatro doğaçlamaya dayanıyordu ve genel olarak belirli bir sahnesi, dekoru yoktu. Tanzimat’la birlikte, Şair Evlenmesi’nin yayımlanmasıyla başlayan modern tiyatro ise belli bir metne dayalıdır ve bir sahnesi, dekoru ve komedi, trajedi, dram gibi türleri vardır.

•I. Toplulukta tiyatro toplumu eğitmede bir araç olarak görülmüştür, II. toplulukta okunmak için, bireysel konuların işlendiği tiyatrolar yazılmıştır.

•Birinci dönemde genellikle görücü usulüyle evliliğin yanlışlığı (Şair Evlenmesi), çokevliliğin yanlışlığı (Eyvah), vatan sevgisi, kahramanlık (Vatan yahut Silistre), aşk dramı (Zavallı Çocuk, Akif Bey) ve tarihsel konular (Celalettin Harzemşah) işlenmiştir. İkinci dönemde ise genellikle aşk dramları (Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç), töreler (Çok Bilen Çok Yanılır), tarihsel konular (Tezer, Tarık, İbn-i Musa) işlenmiştir.

•İlk dönem ürünleri mensur olarak yazılırken Tanzimat’ın ikinci topluluğunda yer alan Abdülhak Hamit Tarhan’ın tiyatroları manzum olarak da yazılmıştır.

•Birinci dönem yazarlarının (Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi) eserlerinde günlük konuşma dilinden yararlanılmış, sade bir dil vardır. İkinci dönem yazarlarının (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan) tiyatro dili genel olarak sanatlı ve ağırdır.

•Tanzimat birinci dönemi edebiyatında Şinasi, Ahmet Mithat gibi yazarlar dilin sadeliği ve diyalogların doğallığıyla tiyatro eserlerini sahneleme tekniğine uygun yazmışlardır. Bununla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan, tiyatrolarını okunmak için yazdığı için sahne tekniği bakımından zayıf tiyatrolar ortaya koymuştur, yine ikinci dönem yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’in tiyatroları da sahne tekniğine uygun değildir.

•Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarla­malarla tiyatroya büyük katkılarda bulunmuştur.

•Tanzimat tiyatrosunda, önce klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) ve romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan) akımlarının etkisi görülür.

 

Birinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Sanatçıları

Şinasi Ziya Paşa Namık Kemal topluluğu olarak anılır. Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Ahmet Vefik Paşa, Direktör Ali Bey, Ali Suavi, I. topluluğun diğer önemli sanatçılarıdır.

 

İBRAHİM ŞİNASİ (1826 – 1871)

•I. topluluğun öncüsüdür.

•Dilde sadeleşme hareketine öncülük etmiştir.

•Edebiyatımızda noktalama işaretini ilk kez kullanmıştır.

•Kasidelerinde içerik ve şekil bakımından yenilikler görülür.

•Eserlerinde parça güzelliği yerine bütün güzelliğine önem vermiştir.

•La Fontaine’in fabllarını manzum olarak çevirmiştir.

•Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseriyle atasözlerini bilimsel bir anlayışla derlemiştir.

•İlk tiyatro eserimiz olan Şair Evlenmesi’ni (1860) yazmıştır. Şair Evlenmesi, görücü usulü ile evliliğin yanlışlığını konu edinir.

•İlk özel gazete Tercüman-ı Ahval’i (1860) Agâh Efendi’yle birlikte çıkarmıştır.

•İlk makale olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi’ni (1860) yazmıştır.

•Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmıştır (1862).

•Batı’dan yaptığı şiir çevirilerini Tercüme-i Manzume’de toplamıştır.•Klasisizmden etkilenmiştir.

•Eserleri

•Tiyatro: Şair Evlenmesi

•Şiir: Müntehabat-ı Eş’ar

•Derleme: Durub-ı Emsal-i Osmaniye

•Sözlük: Kamus-ı Osmanî (tamamlayamamıştır)

•Çeviri: Tercüme-i Manzume

 

ZİYA PAŞA (1829 – 1880)

•Şiirleri divan edebiyatı tarzındadır.

•Şiir ve İnşa adlı makalesinde halk edebiyatını; “Harabat” adlı antoloji ile divan edebiyatını övmüş, bu yüzden Namık Kemal tarafından eleştirilmiştir.

•Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır. Genellikle aruzu kullanmıştır.

•Bağdatlı Ruhi’ye nazire olarak yazdığı Terkib-i Bent’i önemlidir.

•Şiirleriyle toplumdaki olumsuzlukları eleştirmiş ve felsefi konuları ele almıştır.

•Dönemin idarecilerine (Özellikle Ali Paşa’ya) yönelik hicivler yazmıştır (Zafername).

•Çeviriler yapmıştır.

•Toplumsal şiirlerinde hak, hürriyet, adalet, medeniyet, ahlak gibi kavramları işlemiştir.

•Namık Kemal’le birlikte yurt dışında çıkarılan ilk gazete olan “Hürriyet”i yayımlamıştır.

•Romantizm akımından etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Şiir: Eş’ar-ı Ziya

•Antoloji: Harabat (Antoloji, III cilt)

•Tercümeleri: Rüya’nın Encamı, Endülüs Tarihi, Engizisyon Tarihi, Emil, Tartüffe…

•Hiciv: Zafername (Nazım-nesir karışık)

•Makale: Şiir ve İnşa

•Mektup: Veraset Mektupları

•Anı: Defter-i Amal

 

NAMIK KEMAL (1840 – 1888)

•“Vatan şairi”dir.

•Şiir, eleştiri, biyografi, roman, tarih, makale gibi farklı tür­lerde eserler vermiştir.

•“Toplum için sanat” anlayışındadır.

•Eserlerinde vatan, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi konuları işlemiştir.

•Edebiyatçı kimliği kadar fikir adamı kimliği de önemlidir.

•Dilin sadeleşmesi taraftarıdır.

•Şiirlerini, heyecanlı bir söylevci edasıyla yazmıştır.

•Hece ile şiirler de yazmıştır; ama genellikle aruzu kullan­mıştır.

•Şiirlerinde hem konu hem de biçim bakımından yenilikler görülür.

•Ziya Paşa’nın eski edebiyatı övdüğü “Harabat” adlı anto­lojisini eleştirmek amacıyla yazdığı “Tahrib-i Harabat”la ilk eleştiri kitabı örneğini vermiştir.

•Namık Kemal, tiyatrolarında aşk dramları, vatanseverlik, fedakârlık, ahlak gibi konuları işlemiştir.

•“Vatan Makalesi” adlı önemli bir yazısı vardır.

•Tasvir-i Efkâr gazetesini Şinasi’den devralmıştır.

•Ziya Paşa ile birlikte Londra’da Hürriyet gazetesini çıkarmıştır.

•Mektupları vardır. Magosa’da yazdığı mektuplar Batılı anlamda anı türünün ilk örneği sayılmaktadır.

•Romantizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Romanları: İntibah, Cezmi

•Tiyatroları: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Kara Bela, Akif Bey, Celalettin Harzemşah

•Eleştirileri: Tahrib-i Harabat, Takib-i Harabat (iki eser de Ziya Paşanın Harabat’ına karşı yazılmıştır.), İrfan Paşa’ya Mektup, Renan Müdafaanamesi

•Tarih: Devr-i İstila, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi

•Biyografi: Evrak-ı Perişan (Fatih, Yavuz Sultan ve Selahat­tin Eyyubi’yi anlatır.)

•Anı: Magosa Mektupları

 

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844 – 1912)

•Eserlerini “halk için roman anlayışıyla” yazmıştır.

•Döneminin en çok eser veren yazarıdır.

•“Yazı makinesi” olarak nitelenen yazar, roman, hikâye ve tiyatro gibi birçok türde eser vermiştir.

•Romanlarında halkı bilgilendirmek için akışı keserek ansik­lopedik bilgiler vermiştir.

•Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkarmıştır.

•Teknik ve üslup bakımından zayıf eserler vermiştir.

•Dili sade ve anlaşılırdır.

•Hayatını kalemiyle kazanan ilk yazarımızdır.

•Servet-i Fünun aleyhine “Dekadanlar” adlı bir yazı yazmış­tır. Bu yazıyla Servet-i Fünuncu gençleri anlaşılmaz şiirler yazmakla eleştirmiştir.

•Felatun Beyle Rakım Efendi romanında yanlış batılılaşmayı eleştirmiştir. Bu romandaki Felatun Bey “Doğu”yu, Rakım Efendi “Batı”yı temsil eder.

•Romantizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Hikâye: Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayat (25 cilt)

•Romanları: Yeniçeriler, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Beyle Rakım Efendi, Süleyman Musli, Henüz On Yedi Yaşında, Esrar-ı Cinayat, Durdane Hanım, Dünyaya İkinci Geliş, Jön Türk, Paris’te Bir Türk…

•Tiyatro: Eyvah, Çerkez Özdenler, Çengi

•Gezi: Avrupa’da Bir Cevelan

•Biyografi: Beşir Fuat

 

AHMET VEFİK PAŞA (1823 – 1891)

•Devlet adamı ve yazardır.

•Moliere’den yaptığı çeviri ve adaptasyonlarla tanınmıştır.

•Milliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk temsilcilerindendir.

•Tiyatro tarihimizde özel bir yeri vardır, Türk tiyatrosunun kurucusu sayılmaktadır.

•Lehçe-i Osmanî adlı, Anadolu Türkçesine ait ilk sözlüğü hazırlamıştır.

•Klasisizmden etkilenmiştir.

•Eserleri:

•Moliere’den Tiyatro Çeviri ve Uyarlamaları: İnfal-i Aşk, Zor Nikah, Zoraki Tabip, Tabib-i Aşk, Meraki, Azarya, Yor­gaki Dandini, Savruk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi

•Sözlük: Lehçe-i Osmanî

•Tarih: Şecere-i Türk Çevirisi (Ebulgazi Bahadır Han’ın bu önemli eserini Türkiye Türkçesi’ne çevirmiştir.)

 

ŞEMSETTİN SAMİ (1850 – 1904)

•İlk yerli roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı yazmıştır.

•Diğer önemli eserleri Kamus-ı Türkî, Kamus-ı Alam ve Orhun Kitabeleri Çevirisi’dir.

 

DİREKTÖR ALİ BEY (1844 – 1899)

•Tiyatro alanındaki çalışmalarıyla ve özellikle Ayyar Hamza adlı uyarlamasıyla tanınır.

•Diğer önemli eserleri: Kokona Yatıyor (tiyatro), Seyahat Jurnali (Batılı anlamda ilk günlüktür.)

ALİ SUAVİ (1839 – 1878)

•Muhbir gazetesindeki yazılarında sade bir dil kullanarak Tanzimat dönemindeki dilde Türkçülük hareketine öncülük etmiştir.

•Milliyetçilik düşüncesinin kökleşmesine çalışmıştır.

•“Hive Hanlığı” adlı eserinde milliyetçi yönü öne çıkar.

•“Kamusü’l-UIum ve’l-Maarif” (Bilim ve Kültür Sözlüğü) adlı bir ansiklopedisi de vardır.

 

 

İkinci Dönem Tanzimat Edebiyatının Sanatçıları

İkinci dönem Tanzimat Edebiyatı sanatçılarının genel özellikleri şunlardır:

•Hamit, Ekrem, Sezai  topluluğu olarak anılır.

•Nabizade Nazım ve Muallim Naci topluluğun diğer önemli isimleridir.

•Birinci topluluktan farklı yönleri şunlardır:

•“Sanat için sanat” anlayışını savunmuşlardır.

•Batı’ya daha yakın ve daha yenilikçilerdir.

•Kişisel konulara çokça yer vermişlerdir.

•Bu dönemde romantizmden realizme geçilmiştir.

 

ABDÜLHAK HAMİT (TARHAN) (1852 – 1937)

•Şair-i Azam olarak tanınmıştır.

•Tanzimat I. dönemiyle başlayan yenileşme hareketindeki asıl başarıyı şiirleriyle sağlamıştır.

•Ölümü ve metafizik konuları ele alan felsefi şiirler yazmıştır.

•Aşk, doğa, vatan sevgisi de işlediği konulardandır.

•Sanat için sanat, anlayışındadır.

•Aruzun yanında heceyi de kullanmıştır.

•Şiirlerinde tezata yer vermiştir.

•Şiirlerinde şaşırtmacadan da yararlanmıştır.

•İlk pastoral şiirimiz olan Sahra’yı yazmıştır.

•Süslü ve sanatlı bir dili vardır; dil kurallarını fazla zorlamıştır.

•Romantizmin etkisindedir.

•Tiyatro eserleri sahne tekniğine uygun değildir, okunmak için yazılmıştır.

•Hece veya aruzu kullanarak manzum olarak kaleme aldığı tiyatroları vardır. Bazıları mensur olarak kaleme alınmıştır.

•Tiyatrolarında tarihsel ve hayali konuları işlemiştir.

•Eserleri:

•Şiir: Sahra, Divaneliklerim yahut Belde, Makber, Ölü, Bunlar Odur, Hacle, Baladan Bir Ses…

•Tiyatro: Macera-yı Aşk, Sabr-ü Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Nesteren, Eşber, Tezer, Finten, İbn-i Musa, İlhan, Turhan yahut Endülüs’ün Fethi…

 

SAMİ PAŞAZADE SEZAİ (1860 – 1936)

•Tanzimat edebiyatının realist yazarlarındandır.

•İngiliz ve Fransız Edebiyatını iyi tanıyan bir yazardır.

•Esir kız Dilber’in maceralarını anlattığı “Sergüzeşt” (1889) romanıyla tanınır; bu romanda kölelik düzenini eleştirmiştir.

•Sergüzeşt (macera anlamına gelmektedir), romantizmden realizme geçiş özellikleri taşır.

•Toplumsal sorunları işlemiştir.

•Dönemine göre sade bir dil kullanmıştır.

•Gerçekçi yazarlardandır.

Eserleri:

•Roman: Sergüzeşt

•Hikâye: Küçük Şeyler (Batılı anlamda ilk öyküler.)

•Gezi-sohbet: Rumuzü’l-Edep

•Tiyatro: Şir

 

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847 – 1914)

•“Üstat” olarak bilinir.

•II. Topluluğun önder nitelikli üyesidir.

•Şiir, hikâye, roman, tiyatro, eleştiri türlerinde eserler ver­miştir.

•“Her güzel şey şiirin konusu olabilir.” görüşüyle Türk şi­irinin konusunu genişletmiştir.

•“Sanat sanat içindir.” anlayışına bağlıdır.

•İlk realist roman olan Araba Sevdası’nda “Bihruz Bey” karakterinden hareketle yanlış Batılılaşmayı eleştirmiştir.

•Muallim Naci’yle eski-yeni edebiyat tartışmalarına girmiş; yeni edebiyatı ve “kulak için kafiye” anlayışını savunmuştur.

•Tartışmalar sırasında etrafında toplanan gençler üzerinde etkili olan yazar, Servet-i Fünun’un hazırlayıcısı olmuştur.

•Şiirlerinde romantiktir.

•Romanlarında realizmin etkisindedir.

•Talim-i Edebiyat adlı edebiyat bilgilerini içeren bir ders kitabı yazmıştır.

 

 

 

 

•Eserleri:

•Şiir: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Pejmürde, Nijad Ekrem (Ölen oğlu için yazmıştır). Zemzeme (III Cilt)

•Tiyatro: Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Çok Bilen Çok Yanılır, Atala

•Roman: Araba Sevdası (ilk realist romandır.)

•Hikâye: Şemsa, Muhsin Bey

•Eleştiri: Takdir-i Elhan (Muallim Naci ile kavgaları, kafiye konusu)

 

MUALLİM NACİ (1850 – 1893)

•Tanzimat edebiyatında divan edebiyatı alışkanlıklarını savunan ve sürdüren bir yazardır.

•“Kafiye, göz içindir.” anlayışını savunmuş ve Recaizade Mahmut Ekrem’le tar­tışmıştır.

•Sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır.

•Eserleri:

•Şiir: Ateşpare, Füruzan, Şerare

•Eleştiri: Muallim, Demdeme

•Anı: Ömer’in Çocukluğu

•Sözlük: Istılahat-ı Edebiye, Lügat-i Naci

 

NABİZADE NAZIM (1862 – 1893)

•Realist, natüralist özellikler taşıyan bir yazardır.

•İlk köy romanı olan Karabibik’i (1890) yazmıştır.

•Zehra adlı realist-natüralist romanı edebiyatımızda ilk psikolojik roman denemesi ve ilk tezli romandır.

Anlama ve Yorumlama

 

Anlatmaya bağlı edebî eserler, okuyucunun kültürüne, anlayışına, zevkine, içinde bulunduğu duruma ve psikolojik hâline göre yeni anlam değerleri kazanır. Nitekim “Madam Bovary” adlı roman, toplumun değer yargılarına ters düşmekle suçlanmış ve bundan dolayı yazarı mahkemede yargılanmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda bu eser, dünya klasikleri arasında yer almıştır.

Edebî metinler, mecazla yüklü oldukları için tek bir anlam ifade etmezler. Bu metinlerde anlam okuyucunun ve yazarın o anda içinde bulunduğu psikolojik durumuna, bilgi seviyesine, kültür yapısına göre farklı boyutlar ve yorumlar kazanabilir, Bundan dolayı edebî metinler her okunduğunda farklı anlam değerleri kazanır.

Bir edebî metin karşısında farklı okuyucuların farklı sonuçlara ulaşması, onların kişisel deneyimleri ve birikimleriyle ilgilidir, Her edebî metin yazılıncaya kadar yazara aittir. Ancak eser yazıldıktan ve okuyucuyla buluştuktan sonra çok farklı anlamlar kazanabilir; yazarın eseri yazma amacının dışında mesajlar ortaya çıkabilir, Bu durumda eser artık yazarın olmaktan çıkar.

Gerçekte edebî eserde bir mesaj vardır. Her okuyanın farklı yorumlaması eserden değil, okuyucuların farklı kültüre sahip olmasından, sosyal çevresinden, eğitiminden ve o anki psikolojik durumundan kaynaklanmaktadır.

Okuyucunun eğitim, kültür, psikolojik durumu değiştikçe eserden çıkan sonuç da değişecektir.

Anlatmaya bağlı edebi metni anlama ve yorumlama;
1-Metnin anlamının nasıl oluştuğu açıklanır.
2-Metnin anlamının özellikleri belirlenir.
3-Metin yorumlanarak güncelleştirilir.
4-İncelenen hikaye, roman ve tiyatro metninin yapısı, anlatımı, teması birbiriyle ilişkilendirerek yorumlanır.
5-İncelenen metinde açıkça dile getirilmiş olanlarla, açıkça ifade edilmemiş olanlar anlam çevresinde ilişkilendirilir.
6-Seçilen paragraflarda -varsa- çok anlamlı söz ve söz gruplarının metinde kazandığı değerler belirlenir.
7-Yaşanan gerçeklikle metindeki gerçekliğin ilişkisi belirlenir.
8-Metnin her okunduğunda yeni anlam değerleri kazanıp kazanmadığı belirlenir.
9-Metnin okuyucuda uyandırdığı duygular belirlenir, bu duyguların özellikleri açıklanır.

Göstermeye Bağlı Edebi Metinler

 

Göstermeye   bağlı edebî eserler; tiyatrolardır.

Olmuş ya   da olması düşünülmüş birtakım olayların sahne üzerinde, gerçeğe uygun bir   şekilde oyuncular tarafından gösterilmesine tiyatro denir.

Tiyatro türü, Yunanlıların MÖ   6. yüzyıldaki dinî törenlerinden (Bereket tanrısı Dionysos adına düzenlenen   şenliklerden) doğmuştur.

Tiyatronun ögeleri:

Tiyatronun   seyirci, oyuncu, sahne, eser, dil ve ifade gibi öğeleri vardır.

Tiyatro   eserlerinde oyunun temeli konuşmaya dayanır. Bu bakımdan tiyatroda konuşma   üslubu ağır basmaktadır.

Tiyatro   eserinin diğer temel özelliği okunmak   için değil, oynanmak için yazılmış olmasıdır.

Tiyatro türünü iki grupta ele alabiliriz:

1- Geleneksel Türk Tiyatrosu: Çağlar boyunca sürüp geldiği ve   doğrudan doğruya Türk kültürünün ürünü olduğu için geleneksel Türk tiyatrosu   adı verilen tiyatro türleri Karagöz, orta oyunu, meddahlık ve köy seyirlik   oyunlarıdır.

2. Modern Türk tiyatrosu: Türk edebiyatında ilk tiyatro eseri   örneği Tanzimat Döneminde Batı etkisiyle verilmiştir. İlk tiyatro eseri,   Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunudur.

Modern   tiyatro eserleri konularına göre üçe ayrılır:

TRAJEDİ

İlk   tiyatro türünün adıdır. Klasik dönem trajedisinin özellikleri şunlardır.

  • Manzum        olarak yazılır.
  • Konularını        mitoloji ve tarihten alır.
  • Oyun        kahramanları soylu kişilerden seçilir.
  • Trajediler        erdem ve ahlâk temeli üzerine kurulur.
  • Vurma,        yaralama, öldürme olayları sahnede gösterilmez; konuşmalarla duyurulur.
  • Sade,        açık, anlaşılır bir dil kullanılır. Halk diline yer verilmez.
  • Üç        birlik kuralı (Konunun bir günle, bir mekânla ve tek bir olayla        sınırlandırılması ) uygulanır.

 

KOMEDİ

İnsanların   ve olayların gülünç yanlarını göstermek için yazılan tiyatro türüdür. Klasik   komedyanın özellikleri şunlardır.

  • Kişilerde        ya da toplumda görülen aksaklıklar, gülünç taraflar sergilenerek        seyirciyi hem güldürmeyi hem de düşündürmeyi amaçlar.
  • Kişiler        toplumun her kesiminden olabilir.
  • Her        türlü olay sahnede canlandırılır.
  • Konuşma        dili kullanılır.
  • Nazım        ve nesirolabilir.
  • Üç        birlik kuralına uyulur.
  • Yalnız        güldürme amacı güden komedilere vodvil (entrika        komedisi), abartılı hareketlerle sivri esprilerle güldürmeyi amaçlayan        komedilere fars (kaba        güldürü), gerçekte güldürücü olmayan bir olayı gülünçleştirerek işleyen        komedilere parodi, yergiye        dayanan komedilere satir, bir        kişinin karakterini ortaya koymak için yazılan komedilere karakter        komedisi denir.

 

DRAM

Dramlarda,   trajedilerde işlenen acıklı olaylarla komedi oyunlarında işlenen güldürü   unsurları bir arada işlenir.

Bu türün   özellikleri şunlardır:

  • Hem        acıklı hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi bir arada bulunur.
  • Olaylar        tarihten ve günlük olaylardan alınır.
  • Kişiler        toplumun her kesiminden olabilir.
  • Üç        birlik kuralına uyulmaz.
  • Nazım        ya da nesir şeklinde olabilir.
  • Kahramanlar        ait oldukları çevrenin diliyle konuşurlar.
  • Perde        sayısı sınırlı değildir.

Başlıca   dram çeşitleri şunlardır.

Melodram: Heyecan verici, acıklı ve duygusal olaylara dayanan   müzikli drama

melodram   denir.

Feeri: Masalımsı oyunlara feeri denir.

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

Çağlar   boyunca sürüp geldiği ve doğrudan doğruya Türk kültürünün ürünü olduğu için   geleneksel Türk tiyatrosu adı verilen tiyatro türleri şunlardır:

 

Karagöz

Bir beyaz   perdenin arkasına konulan bir ışıkla ve bu ışığın önünden geçirilerek perdeye   yansıtılan şekillerle oynanan bir perde oyunudur.

Oyunun   kahramanlarından Karagöz,saf ve temiz ruhlu, olayların   gülünç taraflarını büyük ustalıkla yakalayan, zeki, okumamış fakat irfan sahibi   Türk halkını temsil etmektedir.

Hacivatise medrese tahsili görmüş, sofu,   görgülü, yabancı kelimelere sıkça yer veren bir tiptir.

Karagöz   oyunu, seyircileri güldürmeyi fakat güldürürken düşündürmeyi amaçlar.

Dört   bölümden oluşur:

Giriş (Mukaddime):Hacivat’ın müzik eşliğinde perdeye   geldiği kısımdır. Bu bölüm, Hacivat ile Karagöz’ün kavga etmesine kadar   sürer.

Muhavere (Söyleşme):Oyunun ana tipleri olan Karagöz ve   Hacivat arasında geçer. Bu bölüm yanlış anlaşılmalarla gelişir. Olmayacak bir   olay gerçekmiş gibi anlatılır, sonra bunun bir rüya olduğu anlaşılır.

Fasıl: Asıl oyunun bulunduğu bölümdür. Bu   bölüme Zenne, Tuzsuz Delibekir, Efe, gibi tipler de katılırlar.

Bitiş:Oyundan çıkartılacak dersin   söylenip, kusurlar için özür dilendiği bölümdür.

Orta Oyunu

Dört bir   yanı seyircilerle çevrilmiş bir meydanda, herhangi bir yazılı metne bağlı   kalmadan oynanan oyundur. XIX yüzyılda Karagöz ve meddah oyunlarının   gelişmesiyle ortaya çıkmıştır.

Oyunun   kahramanlarından Pişekar,Karagöz oyunundaki Hacivat’ın; Kavukluda Karagöz’ün karşılığıdır.

Ortaoyunu   dört bölümden oluşur:

Giriş: Pişekârın müzik eşliğinde oyunu takdim ettiği   bölümdür.

Tekerleme:   Pişekârla Kavuklu arasında geçen ve Kavuklu’nun gerçekleşmesi mümkün olmayan   hayalî bir olayı ( genellikle rüyayı) olmuş gibi anlattığı kısa konuşmadır.

Fasıl: Asıl oyunun ortaya konulduğu bölümdür. Bu bölümde   Pişekâr ve Kavuklu’nun yanısıra zenne, Kayserili, Külhanbeyi, Cüce ve Kambur,   Laz, Arnavut, Çelebi, Rumelili gibi oyunun diğer kahramanları da yer alır.

Bitiş: Pişekâr ile Kavuklu, kendi aralarında kısa bir   konuşma yaptıktan sonra “Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola”   diyerek bir sonraki oyunun adını ve yerini belirtirler ve oyun sona erer.

Karagöz   oyunundan tek farkı, Karagöz oyununun perdeye yansıtılan gölgeler tarafından,   orta oyununun ise canlı kişiler tarafından sergilenmesidir.

Gerek   Karagöz oyunu, gerekse ortaoyununda konu ve olayın ana hatları bellidir.   Fakat yazılı bir metin olmadığı için oyuncular kendi yetenekleri   doğrultusunda doğaçlama olarak oyunu sergilerler.

Meddah

Bir tek   kişinin bir olayı veya hikâyeyi seyirci önünde hareket ve taklitlerle   canlandırması sanatına meddahlık denir. Bu sanatı sergileyene de meddah   denir.

Meddahlık   hareketten çok ses taklidi, jest ve mimiklere dayanan bir sanattır. Meddah   her türlü insan sesini, ağlama, gülme gibi her türlü duyguyu, hareketi,   doğayla ilgili türlü durumları başarıyla taklit eder.

Aksesuar   olarak kullandığı mendil ve sopasıyla bir iskemleye oturarak söze, nükteye ve   taklide dayanan hünerini sergiler.

Günümüzdeki   stendapçılara modern meddah denilebilir mi? Tartışınız.

 

Köy Seyirlik Oyunları

Yılın   belli günlerinde, düğünlerde, bayramlarda, kutlama törenlerinde oynanan köy   oyunları davardır.

Bu   oyunlarda da ana öge taklittir ve yazılı bir metin bulunmaz. Oyuncular da   halktan insanlardır. Oyun belli bir olay seçilerek hiç hazırlık yapılmadan   sergilenir. Amaç birlikte eğlenerek hoş vakit geçirmektir.

Köy   oyunlarının Karagöz ve orta oyunundan farklı yönü, oynadıkları yörelerin   özelliklerini taşımalarıdır. Yöre insanının yaşayış biçimi, gelenekleri,   mizah anlayışı oyunlara büyük ölçüde yansır.

Modern tiyatro ile geleneksel Türk tiyatrosu   arasındaki farklılıklar:

1. Modern   tiyatro, bir metne dayanılarak hazırlanır. Geleneksel Türk tiyatrosunda ise   metin yoktur, tespit edilmiş bir olay vardır ve bu olay metinsiz ve   hazırlıksız olarak sahnede canlandırılır.

2. Modern   tiyatroda, sergilenmeden önce defalarca prova yapılır. Geleneksel Türk   tiyatrosunda ise prova yapmadan sahnelenme söz konusudur.

 

Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler:


Anlatmaya bağlı edebı metinler destan, masal, halk hikayesi, mesnevi, manzum hikaye, hikaye ve romandır. Göstermeye bağlı edebı metinler de tiyatro genel başlığı altında toplanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosundan ortaoyunu ve Karagöz, modern tiyatrodan da oyun, dram, trajedi göstermeye bağlı edebi metinlerdendir. Her iki gruptaki metinlerin ortak özellikleri, insana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkanlarıyla yorumlanması, dönüştürülmesi; bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekan, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır. Anlatmaya bağlı edebı metinler ile göstermeye bağlı edebı metinler arasındaki temel farklılık anlatma ve gösterme kelimeleriyle ifade edilen anlatma biçimlerindedir. Anlatma esasına bağlı edebi metinler, yaşadığımız dünyada gerçekleşmiş veya gerçekleşen bir olayı, görünüşü olduğu gibi anlatmazlar. Sanatçı dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve düşünceleriyle yoğurur; yaptığı seçimi okuyucunun hizmetine sunar. Bunu yaparken anlatacağını bir olay çevresinde ve bir anlatıcı ile oluşturur. Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşya, insan ve olaylardan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene kurmaca evren olarak adlandırılır. Edebı metinlerin özelliklerinden biri kurmaca oluşlarıdır.Amaçları okuyucu veya dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onları zenginleştirmektir. Anlatma esasına bağlı ilk metin türü masal ve destandır. Olay çevresinde gelişen anlatma esasına bağlı metinlerin gelişimi masal ve destandan modern tarz romana uzanan bu çizgidir.

Anlatmaya bağlı eserler ile göstermeye bağlı eserlerin benzerlik ve farklılıkları:

Benzerlikleri:
1. Her iki tür de bir olay çevresinde gelişir. Bu temel olayın etrafında daha küçük çapta gelişen olaylar yer alır.
2. Her iki türde de insanların başlarından geçen ya da geçebilecek nitelikteki olaylar gösterilir.
3. Olaylar belirli bir zaman diliminde geçer.
4. Anlatılan olaylardan etkilenen insanlar ya da varlıklar vardır. Bunlara eserin kahramanları denir. En çok etkilenen varlığa eserin başkahramanı (başkişisi) denir.
5. Olayın serim, düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Yani olayın bir başlangıcı, gelişmesi ve sonunda da çözümlenişi vardır.
6. Ele alınan olayların anlaşılması için tasvirlere ya da dekorlara yer verilir.
7. Metinlerin bir yazarı vardır.

Farklılıkları:
1. Anlatmaya bağlı türlerde olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı olayı ilahî bakış açısıyla, kahramanın bakış açısıyla ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır.
2. Göstermeye bağlı eserlerde, sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar sahnede gösterilir.
3. Eserdeki olaylar aktör (erkek oyuncu), aktris (bayan oyuncu) adı verilen oyuncular tarafından canlandırılır. Sosyal yaşamın ve insan karakterinin eleştirisi yapılır.
4. Bu iki tür arasında kullanılan dil ve anlatım biçimi de birbirinden farklıdır. Anlatmaya bağlı eserlerde uzun ve kurallı cümleler kullanılırken göstermeye bağlı eserlerde günlük konuşma dili kullanılır. Cümleler daha açık ve kısadır. Söylenen sözün izleyici tarafından anlaşılması beklenir, bunun için daha açık ve kısa cümleler kullanılır. Konuşma dilinin canlılığı sahnede yansıtılır.

DESTAN
Destanlar, ülkelerin ulusal anlamda sahip oldukları en eski edebî metinlerdir. Bu nedenle de devletlerin oluşum süreçlerine ait olayları, toplumları derinden etkileyen savaş, göç, doğal afetleri konu edilir. Pek çoğu da ulusun hangi soydan geldiği, nasıl türediği ile ilgili bilgi verir. Destanlar sözlü ürünlerdir. Sonradan yazıya geçirilmiştir. İlk başlarda manzum olarak yazılmıştır, daha sonra manzum-nesir karışık yazılmışlardır.

Oluşum Safhaları :
1. Doğuş(çekirdek)dönemi : Halkın hayalinde derin izler bırakmış bir olay ve olayı meydana getiren kahramanların olması gerekir. Zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan olaylar değişikliklere uğrar, olağanüstü özellikler kazanır.
2. Yayılma dönemi : Halk, destan konusu olayları ağızdan ağza nesilden nesile aktarır.
3. Derleme dönemi : Halk şairi bu dağınık destan parçalarını toplar. Birleştirerek millî destanı oluşturur.
Destan Çeşitleri :
1. Doğal destanlar : Halkın oluşturduğu destanlardır.
2. Yapma destanlar : Bazı şair veya yazarların, milletlerin tarihinden çıkmış olaylara kendi duygu ve düşüncelerini de katarak destanlaştırırlar. Bu tip destanlara yapma destan denir.
Doğal Destanlar
• İlyada-Odessa (Yunan-Homeros)
• Kalevala (Fin)
• Şehname (İran –Firdevsi)
• Chanson de Roland (Fransız)
• Bavulf (İngiliz)
• Mahabbara (Hint)
• Ramayana (Hint)
• Niebelungen Lied (Alman)
• İgor (Rus)
• Şinto (Japon)
• Gılgamış (Sümer)
Yapma Destanlar
• İlahi Komedya (Dante)
• Kurtarılmış Kudüs (Tasso)
• Henriyet (İngiliz)
• Kaybolmuş Cennet (Milton)
• Selçukname (Yazıcıoğlu)
• Üç Şehitler Destanı, Yedi Memetler Destanı, Fetih Destanı, Malazgirt Ulaması (Fazıl Hüsnü DAĞLARCA)
• İstiklal Destanı (Arif Hikmet PAR)
• Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (Gülten Akın)
Destanların Özellikleri:
1. Anonim ve sözlü ürünlerdir.
2. İlk başta manzum olarak daha sonra manzum-nesir karışık yazılmıştır.
3. Olağan ve olağanüstü olaylar yan yanadır.
4. Destanlarda konu, yer ve zaman masal ve roman arasındadır.
5. Tanrı, yarı tanrı, insan olmak üzere üç tip kahraman vardır.
6. Çevre belli belirsizdir. Türk destanlarında dağ, ırmak, orman vb. yerler geçer.
7. En çok işlenen tema yiğitlik ve yurt sevgisidir.
8. Sıfatlar ve benzetmemler çoğunluktadır. Abartma ve gösterişli cümleler vardır.
TÜRK DESTANLARI :
İslamiyet’ten Önceki Türk Destanları
1. Yaratılış Destanı
2. Saka Destanları
• Alp Er Tunga Destanı
• Şu Destanı
3. Hun-Oğuz Destanları
• Oğuz Kağan Destanı
• Attila Destanı
4. Göktürk Destanları
• Ergenekon Destanı
• Bozkurt Destanı
5. Siyenpi Destanları
6. Uygur Destanları
• Türeyiş Destanı
• Mani Dinini Kabulü Destanı
• Göç Destanı
İslamiyet’ten Sonraki Türk Destanları
1. Manas Destanı
2. Cengiz Han Destanı
3. Timur Destanı
4. Seyit Battal Gazi Destanı
5. Danişment Gazi Destanı
6. Köroğlu Destanı
MASAL
Olağanüstü olaylarla örülü, olağanüstü varlık ve kişilerin başlarından geçen, zaman ve yer kavramları belli olmayan ilgi çekici edebi metinlere masal denir.
Masallar anlatılan geçmiş zamanla anlatılır. Masalların başında, sonunda ortasında, uygun yerlerinde yerine göre uzun, yerine göre kısa kalıplaşmış sözler vardır. Bunlara masal tekerlemesi denir. İki çeşit masal vardır:
1. Halk Masalları: Kaynağı, yaratıcısı bilinmeyen maslardır. Toplumun geleneklerini, düşünüş tarzını, zevkini sözlü olarak kuşaktan kuşağa bildirir.
2. Sanatlı Masallar: Yazarı, yaratıcısı bilinen masallardır. Bir düşünceyi ortaya koymak, toplumun aksaklıklarını belirtmek için yazılan masallardır.
Masal Ögeleri
1. Olay: Gerçek dışı ve olağanüstü bir plan üzerine kurulu, olay ya da olaylar bütünüdür.
2. Kişiler: İnsan, hayvan; cin, peri, dev gibi hayali yaratıklardır.
3. Yer: Gerçek dışı yerlerdir. Kaf Dağı, Yedi Derya Adası…
4. Zaman: Bilinmeyen bir zamandır. Masal başı tekerlemeleriyle bu bilinmezlik ortaya konur. “Bir varmış bir yokmuş…” “Evvel zaman içinde…”
5. Dil ve Anlatım: Masallar sözlü ürünlerdir. Masalların anlatımı önemlidir. Çünkü dinleyeni masal dünyasına çekebilmek anlatıcının ustalığına bağlıdır. Masalların dili, halkın konuştuğu dildir.
Masalın Bölümleri
1. Döşeme: Masala giriş bölümüdür.
2. Olay: Giriş, gelişme, sonuç bölümlerini içine alır.
3. Dilek: Masalın güzel bir sonuca bağlandığı bölümdür.
HALK HİKAYESİ
Birtakım tarihî şahsiyetlerin, âşıkların, halk arasında ünlü olmuş kahramanların serüvenlerini anlatan hikâyelerdir. Nazım-nesir karışıktır. Konuşmalar nazım, anlatımlar nesirledir. Destan geleneğinden hikaye geleneğine geçişi temsil eder. Fakat halk hikâyelerinde, düz yazı bölümleri destanlara oranla daha fazladır. Dede Korkut Hikayeleri, destan ve halk hikayesi öğelerini barındırması yönünden güzel bir örnektir.
Orta Asya’da başlayan halk hikayeciliği geleneği, varlığını Anadolu’da sürdürmüştür. Halk arasında ortaya çıkan ve anlatma esasına dayalı bu hikayelerde anlatıcı ozandır. Ozanlar hikayeleri bağlama eşliğinde anlatır.
Halk hikayelerinin bazıları kahramanlık bazıları da aşk konuludur. Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Aşık Garip… halk hikayelerinden bazılarıdır.
MESNEVÎ
Divan edebiyatı şiir geleneği içinde oluşan mesnevîler, günümüzün roman ve modern öykü ihtiyacını karşılayan metinlerdir. Beyit sayıları sınırsızdır. Aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır ve her beyit kendi arasında uyaklıdır. (aa, bb, cc, dd…) bu özelliklerinde dolayı uzun manzum eserler yazılmasına imkân sağlar. Bir şairin, yazdığı beş ayrı mesnevîyi bir araya getirdiği esere hamse denir. Türk edebiyatında ilk uzun mesnevî, 11.yy.’da Yusuf Has Hacip tarafından yazılan 6645 beyitlik Kutadgu Bilig adlı eserdir.Türk edebiyatında yazılan en uzun mesnevi ise Mevlana’nın 25618 beyitlik Mesnevî isimli eseridir.13.yy.’lın sonunda Şeyyad Hamza’nın 1529 beyitlik Yusuf u Züleyha adlı eseri edebiyatımızda maddi aşkı konu alan ilk mesnevidir. Mesnevîler konularına göre ayrılır. Konularına ve seçkin örneklerine göre mesnevîler aşağıda verilmiştir.
• Aşk konulu mesnevîler: Leylâ ile Mecnun (Fuzûlî), Yusuf İle Zeliha (Şeyyad Hamza)
• Dinî konulu mesnevîler: Mesnevî (Mevlânâ), Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip)
• Didaktik mesnevîler: Risaletün Nushiyeye (Yunus Emre), Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip), Nâbi (Hayriye)
• Savaş ve kahramanlık mesnevîleri
• Şehir tarihlerini anlatan mesneviler (şehrengizler) : Şehrengiz-i Bursa (Lamiî)
• Eleştiri (yergi, hiciv) içerikli mesnevîler: Harname (Şeyhi)
MANZUM HİKAYE
Gerçek ya da tasarlanmış bir olayın, öğüt verme amacıyla öykülendiği manzum eserlere denir. Günlük yaşamdaki olayları kişilerin başından geçenleri serim, düğüm ve çözüm dizgesi içinde veren bu metinler, Tanzimatla birlikte edebiyatımıza girmiştir. Bu tür edebiyatımızdaki en güzel örnekleri, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif ERSOY tarafından verilmiştir.
Mesnevînin bir uzantısı olarak düşünülebilecek bu metinler, mesnevîler kadar uzun olmayışlarıyla mesnevîlerden ayrılırken; kullanılan uyak sistemi (aa, bb, cc, dd…) yönünden mesnevîlerle benzeşir. Bu türdeki en önemli eserler Mehmet Akif ERSOY’un Küfe, Seyfi Baba ve Hasta adlı manzum hikayelerdir.
HİKAYE
Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olay veya durumları şahıs, zaman ve mekana bağlı olarak anlatan kısa edebi eserlere hikaye denir.Romanlardan daha kısa olan öyküler, daha çok tek bir olay, ya da durum etrafında şekillenir. Buna bağlı olarak da şahıs kadrosu, zaman, mekan yönünden sınırlıdır. Olaylar belli akıcılıkla, merak duygusunu canlı tutacak şekilde sunulur. Bu, bir anlatıcı tarafından yapılır. Anlatıcı, yazarın konuşturduğu ve romanın dışında yer alan biri de (üçüncü kişili anlatım) olabilir. Romanın içindeki kahramanlardan biri de (birinci kişili anlatım). Hikaye seri, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluşur. İki çeşit hikaye vardır:
1. Olay Öyküsü : Olaya dayalı hikayelerdir. Bu tarz hikayelerde olay örgüsü şahıs, zaman ve mekan unsurlarına bağlı olarak serim, düğüm ve çözüm zinciri içinde verilir. Olay bir ya da birkaç kahraman çevresinde gelişir ve sürükleyicilik ögesi öne çıkar. Bu teknik Fransız yazar Guy de MAUPASSANT (Guy Dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için maupassant tarzı öykü de denir. Türk edebiyatındaki temsilcisi Ömer Seyfettin’dir.
2. Durum Öyküsü : Herhangi bir olaya dayanmadan yalnızca hayatın kısa bir kesitinin anlatıldığı hikaleyelere durum hikayesi denir.Bu tür öykülerde merak ögesi ikinci plandadır. Kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plandadır. Kişilerin yaşam şartları yer ve zaman anlatılmaz sezdirilir. Bu teknik Rus yazar Anton ÇEHOV tarafından geliştirildiği için çehov tarzı öykü de denir Türk edebiyatındaki temsilcisi Sait Faik ABASIYANIK’tır.
Dünya edebiyatında ilk hikaye örneğini Boccacio (Bokasyo) Decameron Hikayeleri ile vermiştir. Voltaire hikayelere ilk kez insan dışı yaratıklar ve olmayacak olaylar eklemiştir. Alphonse DAUDET (Alfons Dode) ve Guy de MAUPASSANT ilk realist romanı yazmışlardır. Mizahî öyküleri ile Mark TWAİN (Mark Tveyn), O. HENRY (O. Henri), John STEİNBECK ve Anton ÇEHOV ün kazanmıştır.
Biz de ise ilk öykü denemesi Emin Nihat’ın Müsameretnâme’sidir. Batılı anlamdaki ilk öyküyü Ahmet Mithat Efendi Letaif-i Rivâyât adlı eseriyle vermiştir. Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler ile Nabizade Nazım da Karabibik adlı eserleriyle bu türün ilk örneklerini vermişlerdir. Sonraları Halit Ziya UŞAKLIGİL, Mehmet RAUF, Hüseyin Cahit YALÇIN gibi yazarlar hikayenin ilk olgun örneklerini vermişlerdir. Bunların yanında Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri GÜNTEKİN, Hüseyin Rahmi GÜRPINAR, Sat Faik ABASIYANIK, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Haldun Taner, Memduh Şevket ESENDAL, Sevinç ÇOKUM, Orhan Kemal, Halikarnas Balıkçısı, Adalet AĞAOĞLU, Necati CUMALI gibi yazarlar bu türde eserler vermişlerdir.
ROMAN
Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olay veya durumları şahıs, zaman ve mekana bağlı olarak anlatan uzun edebi eserlere roman denir.Roman da plan hikayede olduğu gibi serim (giriş), düğüm (gelişme), çözüm (sonuç) bölümlerinden oluşur. Konu ve temalarına göre romanlar; sosyal roman, tarihî roman, macera romanı (polisiye ve fantastik), tahlil (çözümleme) romanı, gerçekçi roman, mizahî roman, biyografik roman olarak ayrılırlar. Edebî akımların etkisine göre ise realist, klasik, romantik roman olarak ayrılır.
Bugünkü roman ve öyküyü anımsatan ilk eser Giovanni Boccacio (Ciovanni Bokayssio) nun yazdığı yüz küçük öyküden oluşan Dekameron’dur. Roman türünü ilk modern örneği sayılabilecek eser 16. yy. sonlarına doğru İspanya’dan Miguel de Cervantes (Mişel Dö Servantes)İn yazdığı Don Kişot’tur.
Bizde roman Tanzimat’la beraber edebiyatımıza çeviri yoluyla girmiştir. İlk çeviri ise Yusuf Kâmil paşanın Fenelon’dan yaptığı Terceme-i Telemak’tır. Aynı zamanda Mağdurun Hikayesi (Victor Hugo-Sefiller), Hikaye-i Robenson (Daniel Defoe-Robenson Crusoe) adlı çevirileri de vardır.
Türk edebiyatında ilk roman örneği, Şemsettin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı eseridir. İlk edebî romanımız ise Namık Kemal’in İntibah (sergüzeşt-i Ali Bey), ilk köy romanımız Nabizade Nazım’ın Karabibik, ilk natüralist roman yine Nabizade Nazım’ın Zehra, ilk realist roman Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eserleridir. Tanzimat döneminde yazılan bu eserlerin yanında Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt ve Ahmet Mithat Efendi’nin Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh adlı eserini de unutmamak gerek.
Batılı anlamda ilk roman Servet-i Fünûn döneminde Halit Ziya UŞAKLIGİL’le beraber yazılmaya başlanmıştır. Yazarın Aşk-ı Memnu ile Mai ve Siyah adlı eserleri modern Türk romanın başlangıç eserleri sayılır. Aşk-ı Memnu Batılı anlamdaki ilk romanımızdır. Aynı zamanda yine Servet-i Fünûn döneminde Mehmet Rauf tarafından yazılan Eylül adlı roman ilk psikolojik romanımızdır.
TÜRLERİN KARŞILAŞTIRMASI:
Masal ile Destan Arasındaki Benzerlikler :
1. Her iki türde de olağanüstü kahramanlar ve olaylar vardır.
2. Her ikisi de anonimdir.
3. Asıl kahramanlar ön plandadır. Kahraman; gücü, kuvveti temsil eder, her zaman doğruyu yapar.
4. Her iki türde de benzer motifler vardır. Rüya, aksakallı ihtiyar, kırklar (3- 7 – 40) motifleri gibi benzer motifler vardır.
Masal ile Destan Arasındaki Farklılıklar :
1. Masal hayâl mahsulüdür. Destanlarda ise olağanüstü olaylarla gerçek olaylar birleştirilmiştir.
2. Destanlarda zaman ve mekân kavramı belirlidir. Masallarda ise belli değildir.
3. Destanların hususî anlatıcıları vardır. Manzumdurlar (zamanla nesir hâline gelmişlerdir) saz eşliğinde söylenirler. Masalların da hususî anlatıcıları vardır, nesir şeklindedirler. Saz eşliğinde söylenmezler.
4. Masallarda amaç bir ders vermektir. Destanlardaki amaç ise bir milletin geçmişini anlatmaktır.
Destan ile Halk Hikayesi Arasındaki Benzerlikler :
1. Her ikisinde de olağanüstü olaylar vardır.
2. Her ikisi de anonim ve sözlü ürünlerdir
3. Destanlar ilk başlarda manzum söylenmişlerse de daha sonra manzum mensur karışık söylenmiştir.
4. Her ikisi de bağlama ila ozanlar içinde söylenmiştir.

Destan ile Halk Hikayesi Arasındaki Farklılıklar :
1. Destanlar daha çok kahramanlık konusunda yazılmıştır. Tüm milleti ilgilendiren olaylar konu edilir. Halk hikayelerinde kahramanlık konusu çok az işlenmiştir. Halk hikayelerinde ise en çok aşk konusu işlenmiştir.
2. Destanlardaki manzum kısımlar halk hikayelerine göre daha fazladır
3. Halk hikayelerinde anlatımlar nesirle (düzyazıyla), konuşmalar nazımla (şiirle) ifade edilmiştir. Destanlarda böyle bir gaye yoktur.
Hikaye ile Roman Arasındaki Benzerlikler
1. Her ikisinin de yazarı bellidir.
2. Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
3. Her ikisinde de gerçek veya gerçeğe yakın olaylar anlatılır.
4. Her ikisinde de olağanüstü özelliklere sahip olmayan, normal yapıda kahramanlar (kişiler) vardır.
5. Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekan bellidir.
Hikaye ile Roman Arasındaki Farklar
1. Hikaye kısa ve orta uzunlukta bir yazı türüdür. Roman ise uzundur.
2. Hikayede kişi sayısı romana göre daha azdır.
3. Hikayede genellikle bir tek olay anlatılırken, romanda birbirine bağlı olaylar anlatılır.
4. Hikayede olaylar kısa bir zamanı kapsar, romanda ise genellikle uzun bir zaman söz konusudur.
5. Romanlarda olayın geçtiği dönemin siyasi, sosyal, tarih durumu hakkında bilgi edinilir. Bu durum hikayelerde pek yoktur.
6. Hikayelerde sınırlı bir mekan söz konusudur. Romanlarda ise olaylar daha geniş bir coğrafyada meydana gelir.

ŞİİRDE YORUM

Metnin özünde herhangi bir değişikliğe gitmeden okuyucunun değişen ölçütlerine, kültürüne, zevkine ve bilgi birikimine, içinde bulunduğu bağlama göre metni yeniden değerlendirmesine yorum denir.

Anlam, iletişim sırasında iletinin alıcıda uyandırdığı her türlü etkidir.Her anlam bir bağlamda oluşur ve farklı bağlamlarda farklı algılanabilir.Her şiirin anlamı birbirinden farklıdır ve şiiri her okuyan farklı bir şekilde anlamlandırır.Bir şiirin çeşitli zamanlarda, farklı kişilerce değişik yorumlanabilmesi şiirin çok anlamlılığındandır.Okurun bilgi, kültür seviyesi, zevk ve anlayışı, ruh hâli, yaşı, yaşadığı ortamı şiiri farklı anlamlandırmasında etkilidir.

Bir şiiri yorumlarken şunlara dikkat etmek gerekir:
-Şiirin yazıldığı dönemin şartlarına,
-Şairin edebî kişiliğine,
-Şairin bağlı olduğu geleneğin özelliklerine,
-Şiirin çok anlamlı olduğuna.

Şiirler çok anlamlılığını sözcüklere yüklenen yeni anlamlarla kazanır. Bu şekilde farklı yorumlanabilen, yoruma açık metinlere “açık metin” denir. Açık metinlerde, duygu, düşünce, olay ayrıntılarıyla anlatılmaz, boşluklar bırakılır; okuyucu bu boşlukları kendi istek ve beklentilerine göre yorumlar. Yorumlama yapılırken şiiri meydana getiren parçalar arasında ilişki kurulmalı, her parçanın bütün içindeki işlevi belirlenmelidir.

MEHLİKA SULTAN

Mehlika Sultan’a aşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı:
Mehlika Sultan’a aşık yedi genç
Kara sevdalı birer aşıktı.

Bir hayalet gibi dünya güzeli
Girdiğinden beri rü’yalarına;
Hepsi meşhur, o muamma güzeli
Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

Hepsi, sırtında aba, günlerce
Gittiler içleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardıkça gece
Dediler: ”Belki bu son akşamdır”

Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
Daima yollar uzar, kalp üzülür:
Ömrü oldukça yürür her yolcu,
Varmadan menzile bir yerde ölür.

Mehlika’nın kara sevdalıları
Vardılar cikrigi yok bir kuyuya,
Mehlika’nın kara sevdalıları
Baktılar korkulu gözlerle suya.

Gördüler: ”Aynada bir gizli cihan..
Ufku çepçevre ölüm servileri…..”
Sandılar doğdu içinden bir an
O, uzun gözlu, uzun saçlı peri.

Bu hazin yolcuların en küçüğü
Bir zaman baktı o viran kuyuya.
Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
Parmağından sıyırıp attı suya.

Su çekilmiş gibi rü’ya oldu!..
Erdiler yolculuğun son demine;
Bir hayal alemi peyda oldu
Göçtüler hep o hayal alemine.

Mehlika Sultan’a aşık yedi genç
Seneler geçti, henüz gelmediler;
Mehlika Sultan’a aşık yedi genç
Oradan gelmeyecekmiş dediler!..
YAHYA KEMAL BEYATLI

Yukarıdaki şiirde Mehlika Sultan hayali bir sevgilidir; hayatta ulaşılması çok güç olan hedefleri sembolize eder. Mehlika Sultana aşık olan yedi genç ona ulaşmak için uzun bir yolculuğa çıkar, sevgilinin oturduğu yere (Kaf Dağı’na) giderler, hepsi onun güzelliğinden büyülenmişlerdir. Bu yolculukta zaman zaman ümitsizliğe kapılırlar; zaman zaman ona yaklaşırlar. Çıkrıksız bir kuyuya varırlar. Korkulu gözlerle kuyuya bakarlar; bir an hedeflerine ulaştıklarını düşünürler. içlerinden en küçüğü parmağından yüzüğü çıkartır ve kuyuya atar. Önlerindeki gizli, büyülü dünya birden kaybolur; kendileri de bu hayal aleminde yok olurlar.Şiiirde geçen “muamma güzel” kişinin istekleri, yüce ülküleri; “çıkrığı yok kuyu” ölümü ifade eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

 

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun; Kanada!

 

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Bu dizelerde ‘’Eski Dünya, yeni Dünya, mahşer, cihan’’ ile yedi iklim, kum gibi kaynamak, karşında durmak’’kelime ve kelime grupları Çanakkale Savaşı sırasında Türk ordusunun karşısında âdeta bütün dünya ordularının bulunduğunu anlatıyor.Şair, bütün bu kelime kelime gruplarını bir arada kullanarak onlara bir anlam değeri kazandırmış.Ortaya çıkan bu yan değerinin sözlüklerde yer alması elbette ki mümkün değildir.

 

Merdiven

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

 

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

 

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller

Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

 

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Ahmet Haşim

Merdiven şiirinde Hâşim, insanın hayat merdiveninin basamaklarını birer birer tırmanırken yaşlanmasını ve ölüme doğru olan yolculuğunu çeşitli sembollerle dile getirmiştir.Şiirdeki ‘’güneş renkli yapraklar’’,’’sararan sular’’, ‘’yüzün perde perde solamsı’’, kanayan güller’’,’’kanlı bülbüller’’,’’yanan sular’’hep birer semboldür.Hayat merdivenlerini ağır ağır çıkan insanların, gerdie pek çok hatıra bıraktıklarını ve bu insanların, hayatın sonuna yaklaşmanın verdiği hüzün ve karamsarlıkla gökyüzüne umutsuzca baktıklarını anlatmaktadır.Şair daha sonraki bölümlerde de hayatın akşamını yaşayan yani ömürlerini sonuna yaklaşan insanların ruh hallerini anlatmış; kızıl havaların, kırmızı güllerin, havuzda güneşin yansımasıyla kızaran suların bu insanlara ölümün yaklaşmakta olduğunu hatırlattığını söylemiştir.