Manzume ve Şiir

 

Anlatım nazım ve nesir olmak üzere iki yolla yapılır.Düzyazılarda bir konu, belli bir plan çerçevesinde dil bilgisi kurallarına uyularak doğal bir dille anlatılır.Eskiden kimi düzyazılarda anlatıma akıcılık ve hafiflik kazandırmak için seci adı verilen kafiye kullanılırdı.

Bilgi verirken, düşünceleri anlatırken düzyazı; duygular anlatılırken manzum yazılar tercih edilmelidir.Çünki ölçülü, uyaklı söz kolay ezberlenir ve bellekte uzun süre yaşar, unutulmaz.Bundan dolayı yeni görüşlerin kalabalıklara aşılamasında manzum ifadeden yararlanılır.

Duygu, düşünce ve hayallerin ölçülü, uyaklı dizeler hâlinde anlatılan biçimine nazım denir. Nazım sözü Arapca dizmek demektir. Yani duygu ve düşüncelerin dizeler hâlinde alt alta dizilmesi, sıralanmasıdır. Edebiyatta nazım yazarına nâzım denir. Ölçü ve kafiye gözetilerek, dizeler halinde yazılan metinlere ”manzume” denir. Manzumelerin uzun olanlarına da manzum eser adı verilir.

Dizeler halinde ölçülü, uyaklı ya da serbest ölçüyle yazılmış yüksek duygular ve heyecanlar içeren nazımlara şiir denir. Bu bakımdan her şiir nazım olduğu halde, her nazım şiir değildir. Bir nazmın şiir sayılabilmesi için sanat değeri taşıması, insan ruhunu okşayan bir yön bulunması, duygu, hayal ve imgelere yer vermesi gerekir. Ayrıca ses ve ahenk bakımından da uyum içinde olması gerekir.

Manzumelerin özellikleri

* Ölçülü ve uyaklı manzum parçalardır.

* Öğretici konular ve akılda kolay kalması istenen düşünceler bu nazım şekliyle yazılır.

* Estetik kaygı taşımazlar.

* Çağrışım yönü ve imgeleme zayıftır.

* Manzum hikâyeler birer manzumedir.

Manzum Hikâye

Dizeler halinde yazılan hikâyelere manzum hikâye denir. Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı şiir biçiminde yazılmış olmalarıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik şiir özelliği görülür.Hikayede bulunan bütün özellikler (olay,yer,zaman,kişiler) manzum hikâyede de bulunur.Eski edebiyatımızda uzun hikâyeler mesnevi türü ile yazılırdı. Tanzimat’tan itibaren ortaya çıkan manzum hikâye türü kafiyeli ve redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını güder.Manzum hikâyelerde şairler ya bir olayı anlatırlar, ya da öğüt vermek gayesini güderler.Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmud Ekrem ile Muallim Naci atmıştır.Bu tür Servet-i Fünun döneminde en etkili hale gelmeye başlamıştır.En büyük iki temsilcisi Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy’dur.

Manzum Hikayelerin özellikleri

* Toplumu ilgilendiren olaylar işlenir.

* Mensur hikâyelerdeki gibi olay, yer, zaman, kahramanlar vardır.

* Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.

* Ölçü ve uyağa dikkat edilir.

* Anlam, alttaki dizelerde devam eder.

* Karşılıklı konuşmalara yer verilir.

* Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.

* Bu nazım şekli edebiyatımıza Tanzimat Dönemi’nden sonra girmiştir.

Manzume ve Şiir Arasındaki Ayırıcı Özellikler

(“Sitem” ve “Küfe”yi dikkate alınız.)

* Şiirde anlatılanları düz yazıyla ifade edemeyiz, manzumede anlatılanları düz yazıyla ifade edebiliriz.

* Şiirde olay örgüsü yoktur, manzumede olay örgüsü vardır.

* Şiirde bireysellik duygu ve çağrışım ön plandadır; manzumede toplumsal konular yaşanmış ya da yaşanabilecek olaylar işlenir.

* Şiirde çok anlamlılık ve imge ağır basarken manzumede sözcükler genellikle gerçek anlamında kullanılır.

* Manzumeler genellikle didaktik metinlerdir.

Mensur Şiir
Mensur şiir, duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile, ölçü ve uyağa bağlı kalmadan düzyazı halinde anlatan edebî türdür. Bu türe “artistik nesir” de denir. Türk edebiyatında mensur şiire “mensure” adı verilmiştir.
Mensur şiir türl. 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkmıştır. Mensur şiir, Türk edebiyatına Tanzimat’tan sonra Fransız edebiyatından yapılan şiir çevirileriyle girmiştir, Servet-i Fünûn edebiyatına değin şiirdeki arayışların sonucunda ortaya çıkmıştır.

 

 

 Manzumeler işledikleri konular bakımından çeşitli türlere ayrılır:

1.LİRİK ŞİİR

İçten gelen duygu ve düşünceleri, coşkulu bir dille anlatan şiirlere lirik şiir denir. Milletler ilk şiirlerini saz eşliğinde, duygu yüklü dizeler hâlinde söylemişlerdir. Batı edebiyatında lir adı verilen saz eşliğinde söylenen şiirlere lirik denilirdi. Halk edebiyatında semaî, koşma; klasik edebiyatta gazel, murabba, şarkılar lirik şiirin en güzel örnekleridir.

2.EPİK ŞİİR

Epik, destan niteliğinde olan, destansı demektir. Savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi gibi konular ile tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla dile getiren şiirlere epik şiir denir. Destanlar, manzum şekilde yazılan kahramanlık hikâyeleri bu türe girer. Batı edebiyatlarında destan türü eserlere epope adı verilmektedir.

3.DİDAKTİK ŞİİR

Didaktik şiir eğitici, öğretici şiir demektir. Herhangi bir konuda bilgi vermek, nasihat etmek, yol göstermek ahlakî bir ders çıkarmak amacıyla yazılan şiirlere didaktik şiir denir. Türk edebiyatında manzum hikayeler, fabller didaktik şiir türüne girer. Didaktik şiirlerin duygu yönü zayıftır.

4.PASTORAL ŞİİR

Doğa güzelliklerini, ormanları, kırları, yaylaları ve çoban hayatını anlatan ve bunlara karşı duyulan özlemi dile getiren şiirlere pastoral şiir denir. Pastoral şiir idil ve eglog olmak üzere iki türe ayrılır. Kır ve doğa sevgisini işleyen şiirlere idil; çoban hayatını ve çobanların karşılıklı konuşmalarını anlatanına eglog adı verilir.

5.SATİRİK ŞİİR

Kişilerin ya da toplumun kusurlarını, yanlış taraflarını göstermek amacıyla yazılan şiirlere satirik şiir (yergi) adı verilir. Bu tür şiirlerde iğneli ve alaysı bir dil kullanılır. Toplumun ve kişilerin yanlış yanları eleştirilirken aksaklıkların düzeltilmesi beklenir. Bu tür şiirlere Batı edebiyatında satirik, klasik edebiyatta hiciv, halk edebiyatında da taşlama adı verilir.

6. DRAMATİK ŞİİR

Manzum olarak yazılmış tiyatro türündeki eserler dramatik şiir türünü oluşturur. Eski Yunan ve Batı edebiyatlarındaki taragedya ve komedyalar bu türün örnekleridir. Bizim edebiyatımızda Abdülhak Hamit’in eserleri ile Faruk Nafiz Çamlıbel’in Canavar adlı tiyatro eseri bu dramatik şiir türündedir.

Manzume ve Şiir

SİTEM

Önde zeytin ağaçları arkasında yâr

Sene 1946

Mevsim

Sonbahar

Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim

Dalları neyleyim

Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim

Yâryâr

Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar

Değirmen misali döner başım

Sevda değil bu bir hışım

Gel gör beni darmadağın,

Tel tel çözülüp kalmışım

Yâryâr

Canımın çekirdeğinde diken

Gözümün bebeğinde sitem var ( Bedri Rahmi Eyüboğlu )

 

Şiirde, duygu ses akışıyla birlikte verilmiştir. “Yar” sözcüğünün sık tekrarı, -ar ve -ım uyaklarının değişik aralıklarla kullanılması ses akışını sağlamıştır. Sözcüklere yan anlamlar yüklenmiştir. Bireysel duyguların yansıtıldığı bir gerçeklik vardır. Bu gerçeklikte çağrışım ön plandadır. Bu sebeple metin yapı bakımından “şiir” özelliği taşımaktadır.

Dizeleri cümleler şeklinde yazıp şiiri düz yazıya çevirmeye çalışalım:

“Önde zeytin ağaçları, arkasında yâr var. Sene 1946, mevsim son­bahar. Önde zeytin ağaçları neyleyim, dalları neyleyim, yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim.”

 

Görüldüğü gibi ses akışıyla ve çağrışımlarla sağlanan duygu yönü, şiir, düz yazıya çevrilince bozuluyor. Çağrışım yönü güçlü olan şiirlerin düz yazıyla ifade edilmesi zordur ve anlam kaybına sebep olur. Sitem adlı şiirin olay örgüsünü çıkaramayız. Çünkü şiirlerde olaylar değil, olayların karşısındaki bireysel seziş, duyuş ve hayal dile getirilir. Bu şiirde amaç, bireysel duygunun anlatılmasıdır.

Şiirde, duygu anlatıldığı için soyut yönü ağır basar, çağrışım yönü güçlüdür, anlam çok yönlüdür.

Manzume ve Manzum Hikâye

KÜFE (Manzum Hikâye Örneği)

Beş – on gün oldu ki, mu’tâda inkıyâd ile ben

Sabahleyin çıkıvermiştim, evden erkenden.

Bizim mahalle de İstanbul’un kenarı demek:

Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmeyerek!

Adım başında derin bir buhayre dalgalanır

Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır!

Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,

Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!

Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,

Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,

- Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden,

Lisân-ı hâl ile amma rükûa niyyet eden-

O sâl-hûrde, harab evlerin saçaklarına,

Sığınmış öyle giderken, hemen ayaklarına

Delilimin koca bir şey takıldı… Baktım ki:

Genişçe bir küfe yatmakta, hem epey eski.

Bu bir hamal küfesiymiş… Aceb kimin?

Derken; On üç yaşında kadar bir çocuk gelip öteden,

Gerildi, tekmeyi indirdi öyle bir küfeye:

Tekermeker küfe bitâb düştü ta öteye.

- Benim babam senin altında öldü, sen hâlâ

Kurumla yat sokağın ortasında böyle daha!

O anda karşıki evden bir orta yaşlı kadın

Göründü:

-Oh benim oğlum, gel etme kırma sakın!

Ne istedin küfeden, yavrum?

Ağzı yok dili yok,

Baban sekiz sene kullandı…

Hem de derdi ki:

“Çok uğurlu bir küfedir, kalmadım hemen yüksüz…”

Baban gidince demek kaldı, adetâ öksüz!

Onunla besleyeceksin ananla kardeşini.

Bebek misin daha öğrenmedin mi sen işini?

 

Dedim ki ben de:

- Ayol dinle annenin sözünü!

Fakat çocuk bana haykırdı, ekşitip yüzünü:

- Sakallı, yok mu işin.

Git cehennem ol şuradan?

Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan?

Benim içim yanıyor: Dağ kadar babam gitti…

- Baban yerinde adamdan ne istedin şimdi?

Adamcağız sana, bak hâl dilince söylerken…

- Bırak hanım, o çocuktur, kusura bakmam ben…

Adın nedir senin oğlum?

- Hasan

- Hasan, dinle.

Zararlı sen çıkacaksın bütün bu hiddetle.

Benim de yandı içim anlayınca derdinizi…

Fakat, baban sana ısmarlayıp da gitti sizi.

O bunca yıl çalışıp alnının teriyle seni

Nasıl büyüttü? Bugün, sen de kardeşini,

Yetim bırakmayarak besleyip büyütmelisin.

- Küfeyle öyle mi?

- Hay hay! Neden bu söz lâkin?

Kuzum ayıp mı çalışmak, günah mı yük taşımak?

Ayıp: Dilencilik, işlerken el, yürürken ayak.

- Ne doğru söyledi! Öp oğlum amcanın elini…

- Unuttun öyle mi? Bayramda komşunun gelini:

“Hasan, dayım yatı mekteplerinde zabittir;

Senin de zihnin açık… Söylemiş olaydık bir…

Koyardı mektebe… Dur söyleyim” demişti hani?

Okutma sen de hamal yap bu yaşta şimdi beni!

Söz anladım ki uzun, hem de pek uzun sürecek;

Benimse vardı o gün pek çok işlerim görecek;

Bıraktım onları, saptım yokuşlu bir yoldan.

Ne oldu şimdi aceb, kim bilir, zavallı Hasan?

Mehmet Akif Ersoy

 

Kelimeler:

mu’tâd: Alışkanlık

buhayre: Göl

lîsan-ı hâl: Hal dili

inkıyad: Uymak

İskandil: Denizin derinliğini ölçmeye yarayan alet

rükû: Eğilme

salhurde: Eski, asırlık

delil: Kılavuz, baston

zabit: Subay

* Metinde duygu, ses akışıyla birlikte verilmiştir.

* Her iki dizede bir değişen redif ve uyaklarla ve a a b b c c … uyak düzeniyle ses akışı sağlanmıştır.

* Ritim, aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.

* Sözcükler ağırlıklı olarak gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

* Metinde anlatılanlar yaşanması mümkün olan olaylardır. Gerçek ha­yattan yapılan gözlemler bire bir anlatılmıştır.

Metni düz yazıya çevirelim:

“Ben on gün önce, alışmış olduğum gibi, sabahleyin evden erkenden çıkıvermiştim. Bizim mahalle, İstanbul’un kenarı demek, sokaklarında yüzme bilmeyerek gezilmez…”

 

Görüldüğü gibi metin düz yazı şeklinde anlatılmaya daha uygundur.

Metnin olay örgüsü:

1. Şairin mahallede yürümesi

2. Değneğe küfenin takılması

3. Hasan ve annesiyle konuşmaları

4. Hasanın okumak istemesi

5. Şairin oradan ayrılması

* Metinde yaşanmış veya yaşanabilecek olaylar anlatıldığı için olay ör­güsünü çıkarabiliriz.

* Bu metinde amaç, doğal gerçekliği bulunan bir konuyu anlatmaktır. Bu yüzden metnin anlatım yönü güçlü, çağrışım yönü zayıftır.

* Metinde somut anlamlılık ön plandadır.

* Bu metin yapı bakımından “manzum hikâye” özelliği gösterir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s